El Tachio, uzun aralıkları olan aynı sırada evlerden oluşan oldukça eski bir kasabaydı ama eskisi kadar insan yaşamıyordu, çoğu ev terk edilmiş ya da yaşanmayacak kadar kötü durumdaydı bu kasabaya akşamüstü varan Jhon ve Layne yaşlı kadının eskiden oturduğu eve gitmek için kiraladıkları arabayı tabelası tozdan zor okunan “Sam’in yeri” yazan, camları ve kapısı olmayan bir evin önüne park ettiler.
Akşamüstü olmasına rağmen rüzgâr esmediği için sıcaklığı daha fazla hissediliyorlardı, arabadan inip yolda yürümeye başladılar
Jhon, eskimiş, harabeye dönmüş evlere bakıp: “Burası olduğuna emin misin?”
Layne: “Çok değişmiş burası eskiden böyle değildi”
Jhon: “Kadının evi nerede?”
Layne, eliyle sağ taraftaki evlerden ikincisini göstererek “Şunun arkasında”
Jhon: “Sanırım eve erken döneceğiz, burada kimsenin yaşayacağını zannetmiyorum”
Layne, gülerek boş bir evi gösterip “Bak şurada bir bar var sana bir tekila ısmarlayayım mı?”
Jhon, gösterdiği yere baktı ve gülümsedi “Sarhoş olmak istemiyorum”
Biraz yürüdükten sonra sol taraflarında televizyonu açık bir ev gördüler
Layne: “Bak! Hala yaşayanlar varmış demek ki”
Jhon: “Umarım bizim aradığımız kadın yaşıyordur”
Aradıkları kadının evinin kapısına yaklaştıklarında Jhon, Layne’ye dönüp burası olduğunda emin misin?” diye sordu “Layne’de on sene önce burasıydı” diye cevap verdi ve kapıya vardılar, önce kapıyı çalmak için zil aradılar fakat zil yoktu Jhon, elini uzatıp kapıya üç kere vurdu, Jhon’la Layne meraklı gözlerlerle birbirlerine baktılar sonra kapının açılma sesiyle beraber kapıya doğru döndüler, karşılarında altı‐yedi yaşlarında bir çocuk vardı.
Jhon: “Evde büyüklerin yok mu? Baban… Annen…”
Çocuk donup kalmış gibi, eliyle hala kapıyı tutup gözlerini kırpmaksızın karşısındakilere bakıyordu, ilk defa karşısında temiz giyimli yabancı insanları görmüştü, ağzından hiçbir kelime çıkmadı
Jhon: “Evlat, evde başkası yok mu?”
Bunu sorduğunda çocuğun arkasında başkası belirdi, gelen uzun sakalları ve bıyıkları olan sütünde paçavra gibi olmuş kot ve gömleğiyle bir erkekti, kısık gözlerle bakıp “Siz kimsiniz?” diye sordu
Jhon: “Burada yaşayan yaşlı bir kadını arıyoruz”
Adam: “Ne yapacaksanız?”
Jhon: “Siz çocuğu musunuz?”
Adam: “Niye sordunuz?” dedi ve hala kapının önünde bekleyen çocuğunun başına vurarak içeri girmesini söyledi.
Jhon, adamın sorularına karşılık soruyla cevap vermesinden hiç hoşlanmadı, Layne’ye döndü ve gözüyle işaret ederek onun konuşmasını istedi.
Layne: “Ben daha önceden gelmiştim buraya, onunla tanışmıştık yolumuz buraya düştü onu da ziyaret etmek istedik.
Adam: “Buyrun, gelin içeri” diyerek kapıyı sonuna kadar açtı.
Layne, Jhon’a bakıp gülümsedi ve içeri girdi, Jhon ise onu takip etti. Adam onları büyük odaya doğru yönlendirdi ve içerideki ikili eski koltuklara oturmalarını istedi, kendiside tam onların karşısına oturdu.
Adam: “Size soğuk bir şeyler ikram etmek isterdim ama buzdolabımız çalışmıyor, zaten çalışsa da evde bir şey kalmadı”
Layne: “Yo… Gerek yok sağ olun bay…”
Adam : “Jericho…”
Layne: “…Bay Jericho… Biz sadece o kadını arıyoruz… Öldü mü?”
Jericho: “Yok ölmedi… Hala yaşıyor, ben onun yaşına kadar yaşayamam sanırım”
Layne: “Burası onun evi değil mi? Yanlış gelmedik herhalde”
Jericho: “Doğru geldiniz, burası onun evi ama bize bıraktı, dört çocuğum ve karımla beraber yaşıyoruz… Daha doğrusu yaşıyorduk”
Jhon: “O nerede?”
Layne: “Siz akrabası mısınız?”
Jericho: “Kendi isteğiyle Torecho’da ki barınma evine gitti, giderken burayı bize bıraktı. Akraba değiliz, bizim evimizi yakmışlardı, bütün paramızı, değerli eşyalarımızı alıp gittiler, bize bir şey kalmadı sağ olsun o bize kapısını açtı ‐Allah onu korusun‐ ama sonra karım ve üç çocuğum annesinin yanına gitti bir tek Mario ile ben kaldım”
Layne: “Üzüldüm… Umarım bir an evvel kavuşursunuz. Ne zamandan beri orada kalıyor ”
Jericho: “Sağ olun… Ne zaman gitmişti… Sanırım bir yıl olmuştur”
Jhon: “Neden barınma evine gitti?”
Jericho: “Artık çok yaşlanmıştı, kimsesi yoktu, biz komşusu olarak ona yardımcı olmaya çalışıyorduk ama bazen yetişemiyorduk, dört çocuk var ben işsizim… Giderken bana yalnız ölmek istemiyorum demişti.”
Jhon: “Anladım.”
Jericho: “Ayrıca yaşlılıktan olsa gerek, garip hikâyeler anlatırdı bana, kıyametin yaklaştığından söz ederdi” sonra kahkaha atarak devam etti “Hepimiz dünyaya çarpan bir taşla ölecekmişiz, bunak kadın”
Jhon, ayağa kalktı ve oturan Layne’ye bakarak: “Artık biz gidelim”
Layne’de ayağa kalkıp: “Doğru, sizi daha fazla rahatsız etmeyelim”
Jericho’da ayağa kalktı ve onlara kapıya kadar eşlik etmek için arkalarında yürümeye başladı, Jhon dış kapının eşiğinde bekleyen çocuğun yanından geçerken saçlarını okşadı, çocukta ona bakarak gülümsedi, kapıdan çıktıklarında Layne, Jericho’ya elini uzatıp “Teşekkür ederiz” dedi Jericho’da buna karşılık vererek “Önemli değil, gördüğünüzde ona tekrar teşekkür ettiğimi söyleyin, tabii beni hatırlayabilirse”. Jhon : “Söyleriz…” dedikten sonra arkasını döndü tam ilerleyecekken Jericho’nun kapatmak üzere olduğu kapıyı tutarak “Bu kadının adı neydi?” diye sordu
Jericho: “Terence… Terence Kloyd… Ama biz ona ölümsüz nene deriz”
Jhon: “Tekrar teşekkür ederim, iyi akşamlar”
Layne: “İyi akşamlar”
Oradan ayrılıp, arabalarına geri dönerken, ikisinin de içinde acıma duygusu oluşmuştu ama hiç konuşmadan arabalarına bindiler, bu sefer sürücü koltuğuna Layne binmişti oraları nispeten daha iyi biliyordu. Jhon, emniyet kemerini taktıktan sonra kapattığı cep telefonunu çıkarıp açar, araba hareket ederken kendisine gelen sesli mesajları dinledi, sekreterine önemli bir telefon olmadığı sürece kendisini aramamasını tembih etmişti ama o nerdeyse iki saatte bir Griffin’in aradığını söylemişti, dinlediği en son mesajda bizzat Griffin’den gelmişti, onu aramasını istiyordu. Rehberinden Griffin’in numarasını bulup aradı
Jhon: “İyi akşamlar bay Griffin, rahatsız etmiyorum umarım mesajınızı aldığım için arıyorum”
Griffin: “Neredesin?”
Jhon: “Bir arkadaşımla Meksika’dayız araştırma yapıyoruz”
Griffin, sesini yükselterek : “Ben toplantıda size dahil edeceğiniz her kişiyi bana haber vereceksiniz demedim mi?
Jhon: “Dediniz… Ama bende size yapacağım şeyi söyledim”
Griffin: “Bilimsel çalışma yapmalısın, sen bir bilim adamısın unutma!”
Jhon: “Bazen bilim sadece cevap verir çözüm bulamaz, bunu sizde biliyorsunuz”
Griffin, biraz sakinleşerek: “Ne yapıyorsunuz şimdi?”
Jhon: “Maya’lardan kalan yaşlı bir kadını arıyoruz onla konuşacağız, belki o çözüm yolu için bize yardımcı olabilir”
Griffin, gülerek “Koskoca NASA sadece yaşlı bir kadının diyeceklerini dinlemek için zaman mı harcıyor?”
Jhon: “Diğerleri ne yapıyor bay Griffin?”
Grffin, afalladı çünkü hiç kimse kendisine daha somut bir proje haberi vermemişti “Bunu soramazsın bana”
Jhon, gülümseyerek “Peki efendim”
Griffin: “Florida’ya dön ve çalışmalarına orada devam et, yarın seni ofisinden arayacağım”
Jhon: “Döneceğim… Ama son bir şey daha yapmam gerekiyor”
Griffin: “Yarın görüşürüz”
Jhon: “İyi akşamlar” Deyip telefonunu kapadı ve Layne’ye baktı “Bu adamda bir problem var… Ne kadar yolumuz kaldı?”
Layne: “Emin değilim”
İki saat süren yolculuk sonunda “EL Morando” isimli bakımevine varırlar, içeri girip danışmada bekleyen adamın karşısına geçerler
Jhon: “Merhaba” adamın yakasında ki yazıyı okuyup “… Garcia”
Garcia: “Ziyaret için geldiyseniz çok geç kaldınız”
Jhon: “Biz Amerika’dan geldik ve hemen dönmemiz lazım, bize bir iyilik yapsan..?”
Garcia: “Kusura bakmayın ama kurallar böyle”
Layne: “Bazen kurallar bozulur, bu akşam o zamanlardan biri”
Garcia: “Bu kadar önemli olan nedir? Kimi göreceksiniz?”
Jhon: “Terence Kloyd..”
Garcia, şaşırır “Akrabası mısınız?”
Jhon: “Hayır, sadece eskiden tanıdığımız biri”
Garcia: “Buraya geldiğinden beri kimse o kadını ziyarete gelmedi ama yinede sizi alamam”
Jhon, Layne’yi göstererek “Arkadaşın annesiyle Terence çok iyi arkadaşlarmış, annesi ölürken Terence’yi görmesini vasiyet etmiş bu yüzden geldik”
Layne, eliyle gözlerini kapatarak Jhon’un yalanını desteklemeye çalıştı “Bunu anlatmayacaktın hani Jhon?”
Jhon: “Zorunda kaldım baksana Garcia, Terence ninemizi görmemize izin vermiyor”
Garci, gözlerini hızlıca kırparak “Tamam tamam zaten kadının morale ihtiyacı var, gireceksiniz ama sadece bir saat kalacaksınız”
Layne: “Annem adına sana teşekkür ediyorum” deyip iki eliyle Garcia’nın elini sıktı
Garcia, parmağıyla koridorun sonundaki merdivenleri gösterip “oradan çıkın, sonra soldaki merdivenlerden yukarı çıkıp en sonda soldaki odaya girin”
Jhon: “Teşekkürler” deyip arkasını döndüğünde
Garcia: “Beyler, kimliklerinizi bırakın ve şu ziyaretçi kartlarını alın” dedi.
Jhon ve Layne cüzdanlarının içinden ehliyetlerini çıkarıp verdiler, ziyaretçi kartlarını da alıp koşar adımlarla Garcia’nın tarif ettiği odaya gittiler.
Kapıyı açtıklarında sağda ve solda iki yatak gördüler ikisinin de başucunda dolap vardı ama sadece bir tanesinde çiçek vardı, Jhon’un içinde bir ürperme oluştu hala hayal kırıklığına uğrama ihtimali vardı. Terence’nin çoktan bunamış ve kitapta anlattıklarını hatırlamıyor olma ihtimali vardı ya da isterse hiç konuşmazdı ve Jhon bunu kabullenmekten başka hiçbir şey yapamazdı.
Layne, parmağıyla sırtı kapıya dönük olarak yatan kadını gösterdi “İşte O” Jhon, kapının yanındaki sandalyeyi aldı Layne’de onun arkasından yürüdü, Jhon, sandalyeyi Terence’nin yüzünün dönük olduğu yere koyup oturdu tam yanında ise ayakta Layne, duruyordu. Kadının gözleri kapalıydı, her ne kadar uykudan uyandırmak istemese de zamanları kısıtlı olduğu için Jhon, sadece onun duyabileceği kısık bir sesle “Bayan Terence” dedi ve bunu der demez Terence gözlerini açtı ilk önce Jhon’a sonra yanında duran Layne’ye baktı ve ilk söylediği şey “Sen…” oldu. Terence, Layne’ye bakıp “Seni daha önce görmüştüm” dedi. Layne ve Jhon bu duruma çok şaşırmıştı çünkü bu kadar yaşlı bir kadının hafızasının bu kadar iyi olması pekte normal bir şey değildi. Jhon, içten içe sevindi çünkü içindeki şüphelerden biri yok olmuştu
Layne, yaşlı kadına elini uzatarak “Evet bayan Terence, yaklaşık bir on sene önce görüşmüştük”
Jhon: “Ben Jhon Mhyer, sizin konuşmak için Amerika’dan geldik”
Terence, yatağında doğrularak: “Birilerinin geleceğini görmüştüm, demek onlar sizlersiniz”
Layne, bunu duyduktan sonra gülümsedi Jhon ise ciddiyetini bozmadan: “Nasıl gördünüz?” diye sordu
Terence: “Rüyamda gördüm ama üç kişi görmüştüm, buraya geliyordunuz aranızdan biri beni öldürmek istiyordu”
Jhon, gülümseyerek “Bizim amacımız seni öldürmek değil sadece bilgi almak”
Terence: “Öldürmenizi isterdim artık yaşamak zor geliyor”
Layne: “Yapmayın bayan Terence uzun yaşamanız sizin için bir lütuf değil mi?”
Terence derin bir nefes alarak “Bu benim lanetim”
Jhon, fazla beklemeden konuyu açmak istedi “Maya takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Bunu sormak için mi geldiniz?” deyip güldü
Jhon, kadının kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı “Biz NASA’dan geldik durum daha ciddi ve belki yardımcı olabilirsiniz diye düşündüm” ardından diğer tarafta yatan kadına baktı hala uyuyordu
Layne: “Sizin söyleyecekleriniz bizim için çok önemli”
Terence, Layne’ye bakarak “Sana anlatmıştım… ”
Layne, ona cevap vermeden Jhon’a döndü kısık bir sesle “Sen konuş ben tuvalete gidip geleceğim”
Jhon: “Peki” dedi ve Terence’ye “Tekrar soruyorum siz Maya’ların takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Kimse bana inanmıyor ama bizim takvimimiz doğruyu söylüyor. 21.12.2012 tarihinde dünyaya bir taş çarpacak ve dünyanın üzerinde hiçbir canlı kalmayacak”
Jhon: “Peki bunu önleyecek bir şey var mı?”
Terence: “Bundan emin değilim”
Jhon: “Ne demek emin değilim? Bir şey var mı yani?”
Terence: “Bu dünyada bir sürü mucize oldu, onlar olmasaydı şimdi sende bende burada olmazdık, gerçi ben böyle yalnız bir hayat yaşamak yerine ölmeyi tercih ederim”
Jhon: “Çok yalnızsınız anlıyorum ama söylediğiniz şeyin gerçekleşeceğini bilimsel olarak da ispatladık ve çalışmalar yapıyoruz”
Terence: “Bilim mi? Bunu bilimle çözemezsiniz”
Jhon, ayağa kalkar ve yatağın yanına dizlerinin üstüne çökerek “Ne zaman öleceğini bilerek yaşamak çok zor lütfen yardım edin”
Terence: “Ben yıllardır bununla yaşıyorum ne demek olduğunu biliyorum”
Jhon: “Nasıl çözebiliriz? Sizin yapabileceğiniz bir şey var mı?”
Terence: “Ben değil ama “doğru kişi” yapabilir”
Bu sırada Layne içeri girer, Jhon’da yerden kalkıp tekrar sandalyeye oturur ama sandalyeyi daha fazla yatağa yaklaştırır.
Jhon: “Doğru kişi?”
Terence: “Maya soyundan çok az insan kaldı, kalanların çoğu da göç etti ama hiçbiri bu kıtayı terk etmemişti sonra bazılarının Asya ve Avrupa taraflarına gittiğini duydum, bunlardan biriside benim oğlum”
Layne: “Daha önce oğlundan bahsetmemiştin”
Terence: “Zaten bahsetmek istemiyorum, yıllar önce babasıyla beraber gitmişlerdi, babası onun aklını çelmişti, benim kötü bir anne ve deli olduğuma inandırmıştı bir sabah uyandığımda ikisi de yoktu. Yıllar sonra Avrupa ve Asya arasında bir yerde olduklarını duymuştum ama ikisi de ne aradı ne sordu, bazen rüyalarımda ikisini de ölü olarak görüyorum ” dedikten sonra gözleri dolmuştu.
Layne: “Doğru kişinin oğlunuzla alakası var mı?”
Terence’nin sesi daha heyecanlı çıkmaya başlamıştı: “Ben daha oğlum çok küçükken Desario’ya söylemiştim, onun çok özel ve farklı olduğunu… Doğru kişi oğlum, yaşadığını zannetmiyorum çünkü rüyalarımda gördüğüm her şey gerçek olur.”
Jhon: “Gerçekten ölmüşse ne olacak?”
Terence: “Benim için çok uzun zaman önce öldü O, siz çocuğu var mı diye bakacaksınız çünkü doğacak ilk erkek çocuğu da aynı özelliklere sahip olacak, yoksa…” Başını sağa sola sallayarak devam etti “Yoksa dünyanın kaderini yaşamasını izleyeceğiz”
Layne: “Avrupa ve Asya… Milyarlarca insan demek hiçbir şansımız yok”
Jhon, Layne’ye bakıp “Denememiz lazım, gerekirse bütün insanlar seferber olup arayıp bulacağız” dedikten sonra Terence’ye dönüp “Rüyanda gördüğünü söyledin, peki oğlunun bir çocuğu olup olmadığını görmedin mi?”
Terence: “Kimin kim olduğunu bilmiyorum, herkesi siyah bir gölge olarak görüyorum, bunun cevabını vermek şimdilik zor”
Jhon: “Bize yardım etmek için Amerika’ya gelir misin?
Terence: “Olmaz… Ben burada ölmek istiyorum”
Layne: “Hadi Jhon, artık gidelim”
Jhon, Terence’ye dönüp “Seni burada bırakmak istemiyorum”
Terence: “Bana bir şey olmaz, ölüm tarihim belli, hiçbir şey beni öldüremez”
Jhon, ayağa kalktı “Pekala, biz gidelim o zaman, size teşekkür ederiz” deyip yatağın yanından kapıya doğru yürümeye başladı, Layne’de arkasından yürüdü, kapıdan dışarı çıkarlarken
Terence: “Aradığınız çocuk sonla başlangıç arasında doğdu” diye seslendi
Jhon, arkasını dönerken Layne: “Haydi gidelim artık” dedi ve beraber odadan çıkıp aşağı inmek için merdivenlere doğru yürüdüler, merdivenden inerken.
Jhon: “Keşke son dediğini de dinleseydik”
Layne: “Kadın saçmalıyor anlamadın mı? Rüyaları gerçek olsa bizim kaç kişi geleceğimizi doğru görürdü”
Jhon: “Haklı olabilirsin sanırım boşuna zaman harcadık”
Koridorda yürürlerken Layne: “En azından merakını gidermiş oldun” dedi Jhon, adımlarını daha hızlı atmaya başladı ve danışmanın önünden hızlıca geçerken Garcia’ya bakıp “İyi akşamlar dostum” dedi ve dışarı çıkıp sürücü koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı, Layne’de geldikten sonra arabayı sürmeye başladı.
Layne, araba giderken: “Ne yapacağız şimdi?” dedi
Jhon: “Doğru kişiyi arayacağız?”
Jhon ve Layne’yi bakımevine kadar takip eden Masaki’nin adamı dışarıda onların çıkmasını beklerken Masaki’yi arayıp bakımevinin önünde olduğunu söyledi, Masaki, ona Jhon ve Layne bakımevinden çıkınca ne yaptıklarını öğrenmesi için kendisinin de oraya gitmesini istedi, arabanın içinden bakımevini izlerken ilk önce Jhon’u sonrada Layne’nin çıktığını gördü arabaya binerken gördüğünde dışarı çıkıp onların gitmesini bekledi, araba gittiğinde hemen bakımevine girdi ve Garcia’ya soğukkanlı bir tavırla Mai:
“Merhaba iki kişi geldi mi buraya? beni bekleyeceklerini söylemişlerdi?”
Garcia: “Evet beyefendi ama biraz önce çıktılar hatta ehliyetlerini burada unuttular”
Mai: “Aaa! Öylemi isterseniz bana verin ben kendilerine ulaştırayım bu sırada kimi ziyaret ettiler?”
Garcia, ehliyetleri çıkarmak için arkasındaki dolabı karıştırırken “Bayan Terence’yi”
Mai, çok şaşırmış gibi yüksek bir sesle: “Öyle mi? O burada mı? Bende gelmişken görebilir miyim?”
Garcia, gülerek “Amma seveni varmış zavallının, beş dakika gidip gelin bende ehliyetleri bulayım”
Deyip yaşlı kadının odasını tarif eder, Mai, hızlı adımlarla odaya gider ve girer girmez “Bayan Terence” diye seslenir, sesi duyan sol ve sağda yataklarında yatan iki kadında kapıya doğru döner
Mai: “Hanginiz Terence?”
Terence: “Benim, sen kimsin?”
Mai, hemen kadının yanına giderek sordu : “Demin gelen adamlar sana ne sordu?”
Terence: “Sen o adamsın rüyamda gördüğüm adam beni öldürmeye geldin değil mi?”
Mai: “Eğer ne konuştuğunuzu anlatmazsan öldürürüm” bu lafı duyan diğer kadın çığlık atıp yardım istedi ama Mai, ceketinin cebinden ucunda susturucu takılı silahını çıkarıp onu göğsünden vurdu, buna rağmen. Terence hiç telaşlanmıyordu, hiçbir tepki vermedi sadece ona bakıp “Lütfen beni de öldür” dedi
Mai: “Tamam sen benim istediğimi yap bende seninkini… Ne sordular sana?”
23 Eylül 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder