Jhon, odaya girince hemen masasına oturup kitabı açar, Layne’de arkasından gelip odadaki eşyaları inceler, bu sırada cep telefonu çalar arayan Mary’dir
Layne:”Ne oldu aşkım?”
Mary:”Nerdesin?”
Layne:”Jhon’un ofisindeyim”
Mary:”İnanamıyorum. Jhon’u ver telefona”
Layne, uzaktan telefonu gösterir Jhon’a ve bir şey söylemesini ister, Jhon başını kitaptan kaldırıp “Merhaba Mary” diye bağırır tekrar okumaya devam eder,
Layne:”İnandın mı şimdi, bizim işimiz uzun sürebilir, geç gelebilriim”
Mary:”Peki inandı, fazla geç kalma öpüyorum”
Layne:”Görüşürüz” deyip telefonunu kapatır ve Jhon’un masasının önündeki siyah deri koltuğa oturup “Beni bazen çıldırtsa da seviyorum” der ama Jhon hiç cevap vermez, tepkide vermez sadece kitabı okur. On dakika sonra kafasını kaldırıp “Meksika’da Maya’ların soyundan kalan bir kadınla konuştuğunu yazmış”
Layne:”Evet ben de ordaydım kadın 80 yaşında delinin tekiydi, şimdiye kadar çoktan ölmüştür”
Jhon:”Gitmeden öğrenemeyiz” der ve sekreterini arayıp “Bana yarın için iki kişilik Meksika bileti ayarla, sabah erkenden olsun”
Layne, şaşırıp kalmıştır Jhon’a “Bana da fikrimi sorduğun için teşekkür ederim”
Jhon, gülerek “Seni Mary’den kurtaracağım bir süreliğine bu iyiliği kaç kişi yapar?”
Layne imalı bir ses tonuyla :”Sağol, Jhon, en iyi arkadaşım”
23 Eylül 2009 Çarşamba
Aynı Gün Washington DC NASA Merkezi
M.Griffin, bilgisayarını kapatmış, ceketini almak için portmantoya doğru yönelmişti o sırada kapının önünde beliren sekreteri “Bay Griffin, ben çıkıyorum, iyi akşamlar” dedi Griffin, ceketini giyerken “İyi akşamlar” dedi ve çantasını alıp kapıya doğru yürüdü, dışarı çıkıp kapısını kilitledi. Beyaz duvarlı uzun holden geçip asansörün önüne geldi, asansörü çağırmak için parmağını düğmeye götürecekken asansörün aynı katta olduğunu gördü ve şaşırdı, çünkü biraz önce sekreterinin aşağıya indiğini düşünüyordu “Liv, burada mısın ben iniyorum” dedi ses gelmeyince asansörün kapısını açıp içine girdi, tam düğmeye basacakken asansörün kapsısı açıldı ve karşısında iki tane iri yarı siyah takım elbiseli adamı gördü onlar içeri girdikten sonra arkalarından onlara nazaran daha kısa boylu ve göbekli birisi daha girdi, yüzüne bakınca çekik gözleri Asyalı olduğunu hemen ele veriyordu. Griffin, karşısında gördüğü insanları tanımıyordu ve şu saatte burada herhangi bir misafirinde olamayacağını bildiği için tedirgin gözlerle onları izledi, iri kıyım adamlardan biri asansörün kapısını kapatıp zemin kat için düğmeye bastıktan sonra Asyalı adam elini uzattı
“Merhaba bay Griffin, ben Atoyo Masaki, hep sizinle tanışmayı isterdim o gün bugünmüş”
Griffin, kendisine doğru uzatılan ele, ardından adamlara bakarak
“Siz kimsiniz? Burada ne işiniz var?” dedi ve elini sıkmadı.
Masaki, gülümsedi ve uzattığı elini indirerek
“Bunu birazdan öğreneceksiniz, biraz sabırlı olun” dedi sonra sağındaki adamına bakarak gözüyle Griffin’i gösterdi, o da Griffin’in üzerini arayarak ve onun tüm karşı koymalarına rağmen cep telefonunu aldı, asansör durduğunda dışarı çıktılar. Griffin’in gözü kapıdaki güvenlik görevlilerini aradı ama ikisini de göremedi, başını sol tarafında yürüyen Masaki’ye döndürüp “Ne istiyorsunuz?” diye sordu Masaki, Griffin’in gözlerine bakmak için kafasını kaldırdı ve konuşmaya başladı
“İlk önce bizimle kısa bir yolculuk yapmanızı istiyoruz” dedi onla beraber yürüyen iri yarı iki adama bakarak “Değil mi çocuklar?” deyip güldü, yanındakiler sadece kafalarını sallamakla yetindi. Ama Griffin, durumdan hiç hoşnut değildi dışarıya adım attıklarında kapının önünde duran jeep’i gördü, bir şey söylemedi çünkü yanında onu kolunda tutup götüren iri yarı bir adam vardı, Masaki, Griffin’e arka kapıyı açtı ve “Oturun bay Griffin” dedi ve jeep’in arkasından dolanıp kendiside oturdu, herkes jeep’e binmişti Masaki, “Gidelim” dedi biraz önce Griffin’in kolundan tutan adam jeep’i sürmeye başladı , Griffin hala şaşkınlığı üzerinden atabilmiş değildi, kim olduğunu bilmediği insanlara bilmediği bir yere gidiyordu yan tarafta oturan Masaki’ye dönüp “Nereye gidiyoruz?” dedi Masaki,küstahça gülerek “Siz Amerikalılar çok meraklı ve sabırsızsınız” Griffin’de sesini yükseltti ve
“Biz Amerikalılar kaçırılınca böyle oluyoruz” dedi
Masaki: “Beni yanlış anlamayın Bay Griffin, size zarar vermek gibi bir niyetim yok, benim tarzım bu”
Griffin:”Ne tarzı bu?”
Masaki: ”Ben asosyalim, başkaları gibi sekreterinizden randevu alıp, sonra bekleyip, sizinle konuşmaya gelmektense, sizi alıp konuşmaya gitmek bana daha çok uyan bir davranıştır hem konuşacaklarımız çok özel olduğu için herkes içinde konuşamayız”
Griffin: ”Umarım beni kaçırmanıza değecek bir sebeptir, çünkü boş yere yıllarınızı hapiste geçirmek istemezseniz”
Masaki, cebinden siyah bir bez çıkarıp “Bu da bir prosedür” dedi ve uzatıp gözlerini bağlamasını istedi, Griffin, bezi itiraz etmeden aldı ve gözlerini bağladı Masaki, onun yüzüne bakarak bezi biraz daha aşağı indirdi ve şoförünün omzuna dokunarak daha önceden hazırladıkları yere gitmesini işaret etti. Yarım saat sonra Jeep yavaşladı ve yapım aşamasındaki bir binanın garajına girdi, önde oturan adamlar ilk önce inip etrafı kontrol ettiler ve geri dönüp birisi Masaki’nin kapısını açtı diğer ise Griffin’in kapısını açarak onu dışarı çıkardı, yürüyerek bir deponun içine girdiler, Masaki arkasına dönerek bir adamına “Sen kapının dışında kal, gelen olursa haber ver” dedi diğer adamına da “Sen de arabaya git orada bekle bizi” deyip demirden eski bir kapıyı açıp Griffin’le beraber bir odanın içine girdi, ardından içerdeki kırmızı döşemeli koltuklardan birine Griffin’i oturtup, gözlerini açtı sonra karşısına geçip oturdu “Hoş geldiniz, Bay Griffin” dedi
Griffin, sakinliğini koruyordu ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama kendisine zarar verilmeyeceğine dair içinde garip bir güven vardı, susup karşısındaki ufak tefek adamın ne söyleyeceğini duymak istiyordu. Etrafına baktığında duvarları sıvasız yerleri seyrek karolarla kaplı, yukarda ki tek bir ampulün aydınlattığı bir odada olduğunu gördü ve sadece iki koltuk vardı birisinde kendisi birisinde ise Asyalı adam oturuyordu. Bu adamın her şeye rağmen kibar davranması onda ufakta olsa bir saygı uyandırmıştı, bacak bacak üstüne atıp “Dinliyorum…” dedi
Masaki : “Ben Çin’in uzay araştırmaları daire başkan yardımcısıyım, sizi buraya kadar bu şekilde getirmemizin nedeni neler yapabileceğimizi göstermekti ama asıl konu bu değil tabii”
Griffin: “Çin’de görüşmeler bu şekilde mi oluyor? Çin lokantası yok mu?”
Masaki :”Var.. Bay Grffin ve Amerika’dakiler gibi kötü değil, bizimkiler daha özenli yapılıyor, burada ise fast food gibi…”
Griffin: “ Buraya kadar yemeklerden bahsetmek için gelmedik değil mi?”
Masaki, Gülümseyerek ve işaret parmağını sağa sola sallayarak “Hayır bay Griffin, 21.12.2012 size bir şey ifade ediyor mu?”
Griffin, gözlerini kaçırıp burnundan nefes verip gülerek “Maya takviminin sonu olduğunu biliyorum”
Masaki : “Başka…”
Griffin: “Bu kadar”
Masaki:”Emin misiniz? Mesela geçenlerde yaptığınız toplantıda söyledikleriniz…”
Griffin:, bir anda neye uğradığını şaşırdı çünkü böyle bir cümle duyacağını hiç tahmin etmiyordu bu konuyu bilenler sadece o gün toplantıda olanlardı ve başkalarına haber vermeden önce ondan izin alacaklardı hele ki Çin’in bir yetkilisine söyleyecek kadar kimse saf olamazdı yapması gerekenin anlamazlıktan gelmek olduğunu düşündü “Neden bahsettiğinizi anlamadım?” dedi
Masaki: “Yapmayın bay Griffin, ikimizde saf değiliz! Toplantıda neler konuştuğunuzu biliyoruz ve bizde bu konuda çalışmalar yapıyoruz”
Griffin: “Nasıl öğrendiniz?
Masaki :”Öğrendik işte… Önemli olan bu değil, biz işbirliği için geldik”
Griffin: “Kimseyle işbirliği yapmayacağız, bu işi tek başımıza çözeceğiz, Amerika’nın gücü buna yeter”
Masaki: “Toplantıda bunları söylemiyordunuz ama”
Griffin: “Nasıl bir işbirliğinden bahsediyorsunuz?”
Masaki:”Şimdi güzel bir soru sordunuz bay Griffin, sizden, bu konuda atacağınız her adımda bizimde haberimizin olmasını istiyoruz ve eğer 2012’de Marduk’un dünyaya çarpmasını engelleyebilirsek bunu iki ülkenin beraber yaptığını duyurmanızı istiyoruz.”
Griffin: “Neden kendiniz yapmıyorsunuz?”
Masaki:”Çünkü gerçek şu ki siz hala uzay araştırmaları konusunda bizden bir 10 yıl daha ilerdesiniz, gerçi bazı sırlarınızı biliyoruz ama daha öğrenecek çok şeyimiz var”
Griffin: “Bunu kabul edemem, ben sadece Amerika ‘nın menfaatleri için çalışırım”
Masaki : “Bizde bazı ufak sırlarınızı medyaya açıklarız”
Griffin: “İstediğinizi yapabilirsiniz, size inanmazlar, bize inanırlar”
Masaki : “Bay Griffin, Aya gitme hikâyesini nasıl yarattığınızı çok iyi biliyoruz, elimizde onlarla ilgili kaset var, güzel bir stüdyo işi çıkarmışsınız… Hollywood, gerçekten çok iyi çalışıyor”
Griffin: “Hiç bir şey yapamazsınız, anca bunun gibi blöf yaparsınız”
Masaki : “Çin’den buraya blöf yapmak için gelmiş gibi mi gözüküyorum? Bakın Bay Griffin, bizde Marduk’la ilgili araştırmalar yapıyoruz ve herkese böyle bir olayın olabileceğini ispatlayabiliriz, ondan sonra insanlarla veya medyayla uğraşmak zorunda kalırsınız, böyle bir durumun ilk önce Çin tarafından bulunmuş olması NASA’yı komik duruma düşürür, Baskı altında çalışmak ya da çözüm yolu bulmaktan aciz olduğunuzu duymak istemezsiniz herhalde?”
Griffin: “Bu konunun ne kadar ciddi olduğunu biliyorsunuz, biz sizle ortaklaşa çalışırsak sizin elinize ne geçecek? Ya çözüm yolu bulamayıp hepimiz ölürsek?”
Masaki : “Biz öleceğimizi biliyoruz, önemli olan diğer seçenek üzerine çalışmak, bunu da sizin tecrübeniz ve bizim imkânlarımızla yapabiliriz. Dünyayı kurtarırsak bütün insanlardan daha fazla destek alırız… Her şey için…
Griffin, çenesinin altındaki sakalları kaşıyarak tek bir kelime söyledi “Tamam” bunu dürüstlükle söylemişti çünkü kaybedecek pek bir şeyi olmadığını fark etti çünkü her şey iki sene sonra yok olursa onu hatırlayacak hiç kimse olmayacaktı çünkü dünya diye bir yerde olmayacaktı , karşısındaki Çinli’nin niyeti gerçekten bu kadar saf mıydı? Ondan emin değildi ama öğrenmek için çok zamanı olacağını biliyordu.
Masaki, duyduğu olumlu cevap sonrasında yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı, bir anda bu cevabı duymak onu şaşırtmıştı çünkü biraz daha direneceğini düşünüyordu elinde olan görüntüleri göstermemişti bile. Ayağa kalktı tekrar elini uzattı “Asansördeki tanışmamız pek hoş olmamıştı ama yeni bir başlangıç yapabiliriz” Griffin’de ayağa kalkıp elini sıktı ama bir şey söylemedi.
Masaki, cebindeki bezi çıkarıp tekrar Griffin’den onu gözlerine bağlamasını istedi, bağladıktan sonra beraber dışarı çıkarken
Grffin: “Peki ben buradan çıkışta sözümden dönersem ne olacak?
Masaki : “Bütün konuşmalarımızı kasete çektik, bunun bilinmesini istemezsin değil mi?”
Griffin: “Bunlara zorla söylettiğinizi söylerim”
Masaki: “O zaman bir daha ki karşılaşmamızda bu kadar misafirperver olmam, anladınız mı bay Griffin” deyip kapıyı açtı ve kapının önündeki adamına bakıp Griffin’i işaret etti, kendisi hızlı adımlarla jeep’e doğru yürürken adamı da Griffin’i kolundan tutup getiriyordu, jeep’in önündeki adamı Masaki’yi görünce hemen şoför koltuğuna geçti ve çalıştırmaya başladı, Masaki arkaya geçip oturdu, adamı da onun yanına Griffin’i oturtup kendiside ön koltuğa oturdu, Masaki, şoförüne “Haydi, bay Griffin’i bırakalım” dedikten sonra Griffin’e dönüp “Yapacağınız her şeyi bize anlatacaksınız, biz size ulaşacağız” deyip onun koluna dokunur. Jeep garajdan çıkıp ana yola girdikten sonra Masaki, “Tamam, burada” deyip Jeep’i durdurdu ana yolda Lenn’s yeri isimli bir restoranın önünde Griffin’i indirdi “İyi akşamlar, tanıştığımıza memnun oldum” dedi ve kapıyı kapatıp hızla ilerlerdi. Griffin ilk önce gözündeki bezi çıkardı, jeep çoktan gitmişti, cep telefonunu çıkarmak için ceketinin ceplerini kontrol etti ama cep telefonunu vermemişlerdi, yoldan geçen bir taksiyi durdurdu ve evine gitti.
“Merhaba bay Griffin, ben Atoyo Masaki, hep sizinle tanışmayı isterdim o gün bugünmüş”
Griffin, kendisine doğru uzatılan ele, ardından adamlara bakarak
“Siz kimsiniz? Burada ne işiniz var?” dedi ve elini sıkmadı.
Masaki, gülümsedi ve uzattığı elini indirerek
“Bunu birazdan öğreneceksiniz, biraz sabırlı olun” dedi sonra sağındaki adamına bakarak gözüyle Griffin’i gösterdi, o da Griffin’in üzerini arayarak ve onun tüm karşı koymalarına rağmen cep telefonunu aldı, asansör durduğunda dışarı çıktılar. Griffin’in gözü kapıdaki güvenlik görevlilerini aradı ama ikisini de göremedi, başını sol tarafında yürüyen Masaki’ye döndürüp “Ne istiyorsunuz?” diye sordu Masaki, Griffin’in gözlerine bakmak için kafasını kaldırdı ve konuşmaya başladı
“İlk önce bizimle kısa bir yolculuk yapmanızı istiyoruz” dedi onla beraber yürüyen iri yarı iki adama bakarak “Değil mi çocuklar?” deyip güldü, yanındakiler sadece kafalarını sallamakla yetindi. Ama Griffin, durumdan hiç hoşnut değildi dışarıya adım attıklarında kapının önünde duran jeep’i gördü, bir şey söylemedi çünkü yanında onu kolunda tutup götüren iri yarı bir adam vardı, Masaki, Griffin’e arka kapıyı açtı ve “Oturun bay Griffin” dedi ve jeep’in arkasından dolanıp kendiside oturdu, herkes jeep’e binmişti Masaki, “Gidelim” dedi biraz önce Griffin’in kolundan tutan adam jeep’i sürmeye başladı , Griffin hala şaşkınlığı üzerinden atabilmiş değildi, kim olduğunu bilmediği insanlara bilmediği bir yere gidiyordu yan tarafta oturan Masaki’ye dönüp “Nereye gidiyoruz?” dedi Masaki,küstahça gülerek “Siz Amerikalılar çok meraklı ve sabırsızsınız” Griffin’de sesini yükseltti ve
“Biz Amerikalılar kaçırılınca böyle oluyoruz” dedi
Masaki: “Beni yanlış anlamayın Bay Griffin, size zarar vermek gibi bir niyetim yok, benim tarzım bu”
Griffin:”Ne tarzı bu?”
Masaki: ”Ben asosyalim, başkaları gibi sekreterinizden randevu alıp, sonra bekleyip, sizinle konuşmaya gelmektense, sizi alıp konuşmaya gitmek bana daha çok uyan bir davranıştır hem konuşacaklarımız çok özel olduğu için herkes içinde konuşamayız”
Griffin: ”Umarım beni kaçırmanıza değecek bir sebeptir, çünkü boş yere yıllarınızı hapiste geçirmek istemezseniz”
Masaki, cebinden siyah bir bez çıkarıp “Bu da bir prosedür” dedi ve uzatıp gözlerini bağlamasını istedi, Griffin, bezi itiraz etmeden aldı ve gözlerini bağladı Masaki, onun yüzüne bakarak bezi biraz daha aşağı indirdi ve şoförünün omzuna dokunarak daha önceden hazırladıkları yere gitmesini işaret etti. Yarım saat sonra Jeep yavaşladı ve yapım aşamasındaki bir binanın garajına girdi, önde oturan adamlar ilk önce inip etrafı kontrol ettiler ve geri dönüp birisi Masaki’nin kapısını açtı diğer ise Griffin’in kapısını açarak onu dışarı çıkardı, yürüyerek bir deponun içine girdiler, Masaki arkasına dönerek bir adamına “Sen kapının dışında kal, gelen olursa haber ver” dedi diğer adamına da “Sen de arabaya git orada bekle bizi” deyip demirden eski bir kapıyı açıp Griffin’le beraber bir odanın içine girdi, ardından içerdeki kırmızı döşemeli koltuklardan birine Griffin’i oturtup, gözlerini açtı sonra karşısına geçip oturdu “Hoş geldiniz, Bay Griffin” dedi
Griffin, sakinliğini koruyordu ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama kendisine zarar verilmeyeceğine dair içinde garip bir güven vardı, susup karşısındaki ufak tefek adamın ne söyleyeceğini duymak istiyordu. Etrafına baktığında duvarları sıvasız yerleri seyrek karolarla kaplı, yukarda ki tek bir ampulün aydınlattığı bir odada olduğunu gördü ve sadece iki koltuk vardı birisinde kendisi birisinde ise Asyalı adam oturuyordu. Bu adamın her şeye rağmen kibar davranması onda ufakta olsa bir saygı uyandırmıştı, bacak bacak üstüne atıp “Dinliyorum…” dedi
Masaki : “Ben Çin’in uzay araştırmaları daire başkan yardımcısıyım, sizi buraya kadar bu şekilde getirmemizin nedeni neler yapabileceğimizi göstermekti ama asıl konu bu değil tabii”
Griffin: “Çin’de görüşmeler bu şekilde mi oluyor? Çin lokantası yok mu?”
Masaki :”Var.. Bay Grffin ve Amerika’dakiler gibi kötü değil, bizimkiler daha özenli yapılıyor, burada ise fast food gibi…”
Griffin: “ Buraya kadar yemeklerden bahsetmek için gelmedik değil mi?”
Masaki, Gülümseyerek ve işaret parmağını sağa sola sallayarak “Hayır bay Griffin, 21.12.2012 size bir şey ifade ediyor mu?”
Griffin, gözlerini kaçırıp burnundan nefes verip gülerek “Maya takviminin sonu olduğunu biliyorum”
Masaki : “Başka…”
Griffin: “Bu kadar”
Masaki:”Emin misiniz? Mesela geçenlerde yaptığınız toplantıda söyledikleriniz…”
Griffin:, bir anda neye uğradığını şaşırdı çünkü böyle bir cümle duyacağını hiç tahmin etmiyordu bu konuyu bilenler sadece o gün toplantıda olanlardı ve başkalarına haber vermeden önce ondan izin alacaklardı hele ki Çin’in bir yetkilisine söyleyecek kadar kimse saf olamazdı yapması gerekenin anlamazlıktan gelmek olduğunu düşündü “Neden bahsettiğinizi anlamadım?” dedi
Masaki: “Yapmayın bay Griffin, ikimizde saf değiliz! Toplantıda neler konuştuğunuzu biliyoruz ve bizde bu konuda çalışmalar yapıyoruz”
Griffin: “Nasıl öğrendiniz?
Masaki :”Öğrendik işte… Önemli olan bu değil, biz işbirliği için geldik”
Griffin: “Kimseyle işbirliği yapmayacağız, bu işi tek başımıza çözeceğiz, Amerika’nın gücü buna yeter”
Masaki: “Toplantıda bunları söylemiyordunuz ama”
Griffin: “Nasıl bir işbirliğinden bahsediyorsunuz?”
Masaki:”Şimdi güzel bir soru sordunuz bay Griffin, sizden, bu konuda atacağınız her adımda bizimde haberimizin olmasını istiyoruz ve eğer 2012’de Marduk’un dünyaya çarpmasını engelleyebilirsek bunu iki ülkenin beraber yaptığını duyurmanızı istiyoruz.”
Griffin: “Neden kendiniz yapmıyorsunuz?”
Masaki:”Çünkü gerçek şu ki siz hala uzay araştırmaları konusunda bizden bir 10 yıl daha ilerdesiniz, gerçi bazı sırlarınızı biliyoruz ama daha öğrenecek çok şeyimiz var”
Griffin: “Bunu kabul edemem, ben sadece Amerika ‘nın menfaatleri için çalışırım”
Masaki : “Bizde bazı ufak sırlarınızı medyaya açıklarız”
Griffin: “İstediğinizi yapabilirsiniz, size inanmazlar, bize inanırlar”
Masaki : “Bay Griffin, Aya gitme hikâyesini nasıl yarattığınızı çok iyi biliyoruz, elimizde onlarla ilgili kaset var, güzel bir stüdyo işi çıkarmışsınız… Hollywood, gerçekten çok iyi çalışıyor”
Griffin: “Hiç bir şey yapamazsınız, anca bunun gibi blöf yaparsınız”
Masaki : “Çin’den buraya blöf yapmak için gelmiş gibi mi gözüküyorum? Bakın Bay Griffin, bizde Marduk’la ilgili araştırmalar yapıyoruz ve herkese böyle bir olayın olabileceğini ispatlayabiliriz, ondan sonra insanlarla veya medyayla uğraşmak zorunda kalırsınız, böyle bir durumun ilk önce Çin tarafından bulunmuş olması NASA’yı komik duruma düşürür, Baskı altında çalışmak ya da çözüm yolu bulmaktan aciz olduğunuzu duymak istemezsiniz herhalde?”
Griffin: “Bu konunun ne kadar ciddi olduğunu biliyorsunuz, biz sizle ortaklaşa çalışırsak sizin elinize ne geçecek? Ya çözüm yolu bulamayıp hepimiz ölürsek?”
Masaki : “Biz öleceğimizi biliyoruz, önemli olan diğer seçenek üzerine çalışmak, bunu da sizin tecrübeniz ve bizim imkânlarımızla yapabiliriz. Dünyayı kurtarırsak bütün insanlardan daha fazla destek alırız… Her şey için…
Griffin, çenesinin altındaki sakalları kaşıyarak tek bir kelime söyledi “Tamam” bunu dürüstlükle söylemişti çünkü kaybedecek pek bir şeyi olmadığını fark etti çünkü her şey iki sene sonra yok olursa onu hatırlayacak hiç kimse olmayacaktı çünkü dünya diye bir yerde olmayacaktı , karşısındaki Çinli’nin niyeti gerçekten bu kadar saf mıydı? Ondan emin değildi ama öğrenmek için çok zamanı olacağını biliyordu.
Masaki, duyduğu olumlu cevap sonrasında yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı, bir anda bu cevabı duymak onu şaşırtmıştı çünkü biraz daha direneceğini düşünüyordu elinde olan görüntüleri göstermemişti bile. Ayağa kalktı tekrar elini uzattı “Asansördeki tanışmamız pek hoş olmamıştı ama yeni bir başlangıç yapabiliriz” Griffin’de ayağa kalkıp elini sıktı ama bir şey söylemedi.
Masaki, cebindeki bezi çıkarıp tekrar Griffin’den onu gözlerine bağlamasını istedi, bağladıktan sonra beraber dışarı çıkarken
Grffin: “Peki ben buradan çıkışta sözümden dönersem ne olacak?
Masaki : “Bütün konuşmalarımızı kasete çektik, bunun bilinmesini istemezsin değil mi?”
Griffin: “Bunlara zorla söylettiğinizi söylerim”
Masaki: “O zaman bir daha ki karşılaşmamızda bu kadar misafirperver olmam, anladınız mı bay Griffin” deyip kapıyı açtı ve kapının önündeki adamına bakıp Griffin’i işaret etti, kendisi hızlı adımlarla jeep’e doğru yürürken adamı da Griffin’i kolundan tutup getiriyordu, jeep’in önündeki adamı Masaki’yi görünce hemen şoför koltuğuna geçti ve çalıştırmaya başladı, Masaki arkaya geçip oturdu, adamı da onun yanına Griffin’i oturtup kendiside ön koltuğa oturdu, Masaki, şoförüne “Haydi, bay Griffin’i bırakalım” dedikten sonra Griffin’e dönüp “Yapacağınız her şeyi bize anlatacaksınız, biz size ulaşacağız” deyip onun koluna dokunur. Jeep garajdan çıkıp ana yola girdikten sonra Masaki, “Tamam, burada” deyip Jeep’i durdurdu ana yolda Lenn’s yeri isimli bir restoranın önünde Griffin’i indirdi “İyi akşamlar, tanıştığımıza memnun oldum” dedi ve kapıyı kapatıp hızla ilerlerdi. Griffin ilk önce gözündeki bezi çıkardı, jeep çoktan gitmişti, cep telefonunu çıkarmak için ceketinin ceplerini kontrol etti ama cep telefonunu vermemişlerdi, yoldan geçen bir taksiyi durdurdu ve evine gitti.
AYNI GÜN MEKSİKA – El Tachio
El Tachio, uzun aralıkları olan aynı sırada evlerden oluşan oldukça eski bir kasabaydı ama eskisi kadar insan yaşamıyordu, çoğu ev terk edilmiş ya da yaşanmayacak kadar kötü durumdaydı bu kasabaya akşamüstü varan Jhon ve Layne yaşlı kadının eskiden oturduğu eve gitmek için kiraladıkları arabayı tabelası tozdan zor okunan “Sam’in yeri” yazan, camları ve kapısı olmayan bir evin önüne park ettiler.
Akşamüstü olmasına rağmen rüzgâr esmediği için sıcaklığı daha fazla hissediliyorlardı, arabadan inip yolda yürümeye başladılar
Jhon, eskimiş, harabeye dönmüş evlere bakıp: “Burası olduğuna emin misin?”
Layne: “Çok değişmiş burası eskiden böyle değildi”
Jhon: “Kadının evi nerede?”
Layne, eliyle sağ taraftaki evlerden ikincisini göstererek “Şunun arkasında”
Jhon: “Sanırım eve erken döneceğiz, burada kimsenin yaşayacağını zannetmiyorum”
Layne, gülerek boş bir evi gösterip “Bak şurada bir bar var sana bir tekila ısmarlayayım mı?”
Jhon, gösterdiği yere baktı ve gülümsedi “Sarhoş olmak istemiyorum”
Biraz yürüdükten sonra sol taraflarında televizyonu açık bir ev gördüler
Layne: “Bak! Hala yaşayanlar varmış demek ki”
Jhon: “Umarım bizim aradığımız kadın yaşıyordur”
Aradıkları kadının evinin kapısına yaklaştıklarında Jhon, Layne’ye dönüp burası olduğunda emin misin?” diye sordu “Layne’de on sene önce burasıydı” diye cevap verdi ve kapıya vardılar, önce kapıyı çalmak için zil aradılar fakat zil yoktu Jhon, elini uzatıp kapıya üç kere vurdu, Jhon’la Layne meraklı gözlerlerle birbirlerine baktılar sonra kapının açılma sesiyle beraber kapıya doğru döndüler, karşılarında altı‐yedi yaşlarında bir çocuk vardı.
Jhon: “Evde büyüklerin yok mu? Baban… Annen…”
Çocuk donup kalmış gibi, eliyle hala kapıyı tutup gözlerini kırpmaksızın karşısındakilere bakıyordu, ilk defa karşısında temiz giyimli yabancı insanları görmüştü, ağzından hiçbir kelime çıkmadı
Jhon: “Evlat, evde başkası yok mu?”
Bunu sorduğunda çocuğun arkasında başkası belirdi, gelen uzun sakalları ve bıyıkları olan sütünde paçavra gibi olmuş kot ve gömleğiyle bir erkekti, kısık gözlerle bakıp “Siz kimsiniz?” diye sordu
Jhon: “Burada yaşayan yaşlı bir kadını arıyoruz”
Adam: “Ne yapacaksanız?”
Jhon: “Siz çocuğu musunuz?”
Adam: “Niye sordunuz?” dedi ve hala kapının önünde bekleyen çocuğunun başına vurarak içeri girmesini söyledi.
Jhon, adamın sorularına karşılık soruyla cevap vermesinden hiç hoşlanmadı, Layne’ye döndü ve gözüyle işaret ederek onun konuşmasını istedi.
Layne: “Ben daha önceden gelmiştim buraya, onunla tanışmıştık yolumuz buraya düştü onu da ziyaret etmek istedik.
Adam: “Buyrun, gelin içeri” diyerek kapıyı sonuna kadar açtı.
Layne, Jhon’a bakıp gülümsedi ve içeri girdi, Jhon ise onu takip etti. Adam onları büyük odaya doğru yönlendirdi ve içerideki ikili eski koltuklara oturmalarını istedi, kendiside tam onların karşısına oturdu.
Adam: “Size soğuk bir şeyler ikram etmek isterdim ama buzdolabımız çalışmıyor, zaten çalışsa da evde bir şey kalmadı”
Layne: “Yo… Gerek yok sağ olun bay…”
Adam : “Jericho…”
Layne: “…Bay Jericho… Biz sadece o kadını arıyoruz… Öldü mü?”
Jericho: “Yok ölmedi… Hala yaşıyor, ben onun yaşına kadar yaşayamam sanırım”
Layne: “Burası onun evi değil mi? Yanlış gelmedik herhalde”
Jericho: “Doğru geldiniz, burası onun evi ama bize bıraktı, dört çocuğum ve karımla beraber yaşıyoruz… Daha doğrusu yaşıyorduk”
Jhon: “O nerede?”
Layne: “Siz akrabası mısınız?”
Jericho: “Kendi isteğiyle Torecho’da ki barınma evine gitti, giderken burayı bize bıraktı. Akraba değiliz, bizim evimizi yakmışlardı, bütün paramızı, değerli eşyalarımızı alıp gittiler, bize bir şey kalmadı sağ olsun o bize kapısını açtı ‐Allah onu korusun‐ ama sonra karım ve üç çocuğum annesinin yanına gitti bir tek Mario ile ben kaldım”
Layne: “Üzüldüm… Umarım bir an evvel kavuşursunuz. Ne zamandan beri orada kalıyor ”
Jericho: “Sağ olun… Ne zaman gitmişti… Sanırım bir yıl olmuştur”
Jhon: “Neden barınma evine gitti?”
Jericho: “Artık çok yaşlanmıştı, kimsesi yoktu, biz komşusu olarak ona yardımcı olmaya çalışıyorduk ama bazen yetişemiyorduk, dört çocuk var ben işsizim… Giderken bana yalnız ölmek istemiyorum demişti.”
Jhon: “Anladım.”
Jericho: “Ayrıca yaşlılıktan olsa gerek, garip hikâyeler anlatırdı bana, kıyametin yaklaştığından söz ederdi” sonra kahkaha atarak devam etti “Hepimiz dünyaya çarpan bir taşla ölecekmişiz, bunak kadın”
Jhon, ayağa kalktı ve oturan Layne’ye bakarak: “Artık biz gidelim”
Layne’de ayağa kalkıp: “Doğru, sizi daha fazla rahatsız etmeyelim”
Jericho’da ayağa kalktı ve onlara kapıya kadar eşlik etmek için arkalarında yürümeye başladı, Jhon dış kapının eşiğinde bekleyen çocuğun yanından geçerken saçlarını okşadı, çocukta ona bakarak gülümsedi, kapıdan çıktıklarında Layne, Jericho’ya elini uzatıp “Teşekkür ederiz” dedi Jericho’da buna karşılık vererek “Önemli değil, gördüğünüzde ona tekrar teşekkür ettiğimi söyleyin, tabii beni hatırlayabilirse”. Jhon : “Söyleriz…” dedikten sonra arkasını döndü tam ilerleyecekken Jericho’nun kapatmak üzere olduğu kapıyı tutarak “Bu kadının adı neydi?” diye sordu
Jericho: “Terence… Terence Kloyd… Ama biz ona ölümsüz nene deriz”
Jhon: “Tekrar teşekkür ederim, iyi akşamlar”
Layne: “İyi akşamlar”
Oradan ayrılıp, arabalarına geri dönerken, ikisinin de içinde acıma duygusu oluşmuştu ama hiç konuşmadan arabalarına bindiler, bu sefer sürücü koltuğuna Layne binmişti oraları nispeten daha iyi biliyordu. Jhon, emniyet kemerini taktıktan sonra kapattığı cep telefonunu çıkarıp açar, araba hareket ederken kendisine gelen sesli mesajları dinledi, sekreterine önemli bir telefon olmadığı sürece kendisini aramamasını tembih etmişti ama o nerdeyse iki saatte bir Griffin’in aradığını söylemişti, dinlediği en son mesajda bizzat Griffin’den gelmişti, onu aramasını istiyordu. Rehberinden Griffin’in numarasını bulup aradı
Jhon: “İyi akşamlar bay Griffin, rahatsız etmiyorum umarım mesajınızı aldığım için arıyorum”
Griffin: “Neredesin?”
Jhon: “Bir arkadaşımla Meksika’dayız araştırma yapıyoruz”
Griffin, sesini yükselterek : “Ben toplantıda size dahil edeceğiniz her kişiyi bana haber vereceksiniz demedim mi?
Jhon: “Dediniz… Ama bende size yapacağım şeyi söyledim”
Griffin: “Bilimsel çalışma yapmalısın, sen bir bilim adamısın unutma!”
Jhon: “Bazen bilim sadece cevap verir çözüm bulamaz, bunu sizde biliyorsunuz”
Griffin, biraz sakinleşerek: “Ne yapıyorsunuz şimdi?”
Jhon: “Maya’lardan kalan yaşlı bir kadını arıyoruz onla konuşacağız, belki o çözüm yolu için bize yardımcı olabilir”
Griffin, gülerek “Koskoca NASA sadece yaşlı bir kadının diyeceklerini dinlemek için zaman mı harcıyor?”
Jhon: “Diğerleri ne yapıyor bay Griffin?”
Grffin, afalladı çünkü hiç kimse kendisine daha somut bir proje haberi vermemişti “Bunu soramazsın bana”
Jhon, gülümseyerek “Peki efendim”
Griffin: “Florida’ya dön ve çalışmalarına orada devam et, yarın seni ofisinden arayacağım”
Jhon: “Döneceğim… Ama son bir şey daha yapmam gerekiyor”
Griffin: “Yarın görüşürüz”
Jhon: “İyi akşamlar” Deyip telefonunu kapadı ve Layne’ye baktı “Bu adamda bir problem var… Ne kadar yolumuz kaldı?”
Layne: “Emin değilim”
İki saat süren yolculuk sonunda “EL Morando” isimli bakımevine varırlar, içeri girip danışmada bekleyen adamın karşısına geçerler
Jhon: “Merhaba” adamın yakasında ki yazıyı okuyup “… Garcia”
Garcia: “Ziyaret için geldiyseniz çok geç kaldınız”
Jhon: “Biz Amerika’dan geldik ve hemen dönmemiz lazım, bize bir iyilik yapsan..?”
Garcia: “Kusura bakmayın ama kurallar böyle”
Layne: “Bazen kurallar bozulur, bu akşam o zamanlardan biri”
Garcia: “Bu kadar önemli olan nedir? Kimi göreceksiniz?”
Jhon: “Terence Kloyd..”
Garcia, şaşırır “Akrabası mısınız?”
Jhon: “Hayır, sadece eskiden tanıdığımız biri”
Garcia: “Buraya geldiğinden beri kimse o kadını ziyarete gelmedi ama yinede sizi alamam”
Jhon, Layne’yi göstererek “Arkadaşın annesiyle Terence çok iyi arkadaşlarmış, annesi ölürken Terence’yi görmesini vasiyet etmiş bu yüzden geldik”
Layne, eliyle gözlerini kapatarak Jhon’un yalanını desteklemeye çalıştı “Bunu anlatmayacaktın hani Jhon?”
Jhon: “Zorunda kaldım baksana Garcia, Terence ninemizi görmemize izin vermiyor”
Garci, gözlerini hızlıca kırparak “Tamam tamam zaten kadının morale ihtiyacı var, gireceksiniz ama sadece bir saat kalacaksınız”
Layne: “Annem adına sana teşekkür ediyorum” deyip iki eliyle Garcia’nın elini sıktı
Garcia, parmağıyla koridorun sonundaki merdivenleri gösterip “oradan çıkın, sonra soldaki merdivenlerden yukarı çıkıp en sonda soldaki odaya girin”
Jhon: “Teşekkürler” deyip arkasını döndüğünde
Garcia: “Beyler, kimliklerinizi bırakın ve şu ziyaretçi kartlarını alın” dedi.
Jhon ve Layne cüzdanlarının içinden ehliyetlerini çıkarıp verdiler, ziyaretçi kartlarını da alıp koşar adımlarla Garcia’nın tarif ettiği odaya gittiler.
Kapıyı açtıklarında sağda ve solda iki yatak gördüler ikisinin de başucunda dolap vardı ama sadece bir tanesinde çiçek vardı, Jhon’un içinde bir ürperme oluştu hala hayal kırıklığına uğrama ihtimali vardı. Terence’nin çoktan bunamış ve kitapta anlattıklarını hatırlamıyor olma ihtimali vardı ya da isterse hiç konuşmazdı ve Jhon bunu kabullenmekten başka hiçbir şey yapamazdı.
Layne, parmağıyla sırtı kapıya dönük olarak yatan kadını gösterdi “İşte O” Jhon, kapının yanındaki sandalyeyi aldı Layne’de onun arkasından yürüdü, Jhon, sandalyeyi Terence’nin yüzünün dönük olduğu yere koyup oturdu tam yanında ise ayakta Layne, duruyordu. Kadının gözleri kapalıydı, her ne kadar uykudan uyandırmak istemese de zamanları kısıtlı olduğu için Jhon, sadece onun duyabileceği kısık bir sesle “Bayan Terence” dedi ve bunu der demez Terence gözlerini açtı ilk önce Jhon’a sonra yanında duran Layne’ye baktı ve ilk söylediği şey “Sen…” oldu. Terence, Layne’ye bakıp “Seni daha önce görmüştüm” dedi. Layne ve Jhon bu duruma çok şaşırmıştı çünkü bu kadar yaşlı bir kadının hafızasının bu kadar iyi olması pekte normal bir şey değildi. Jhon, içten içe sevindi çünkü içindeki şüphelerden biri yok olmuştu
Layne, yaşlı kadına elini uzatarak “Evet bayan Terence, yaklaşık bir on sene önce görüşmüştük”
Jhon: “Ben Jhon Mhyer, sizin konuşmak için Amerika’dan geldik”
Terence, yatağında doğrularak: “Birilerinin geleceğini görmüştüm, demek onlar sizlersiniz”
Layne, bunu duyduktan sonra gülümsedi Jhon ise ciddiyetini bozmadan: “Nasıl gördünüz?” diye sordu
Terence: “Rüyamda gördüm ama üç kişi görmüştüm, buraya geliyordunuz aranızdan biri beni öldürmek istiyordu”
Jhon, gülümseyerek “Bizim amacımız seni öldürmek değil sadece bilgi almak”
Terence: “Öldürmenizi isterdim artık yaşamak zor geliyor”
Layne: “Yapmayın bayan Terence uzun yaşamanız sizin için bir lütuf değil mi?”
Terence derin bir nefes alarak “Bu benim lanetim”
Jhon, fazla beklemeden konuyu açmak istedi “Maya takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Bunu sormak için mi geldiniz?” deyip güldü
Jhon, kadının kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı “Biz NASA’dan geldik durum daha ciddi ve belki yardımcı olabilirsiniz diye düşündüm” ardından diğer tarafta yatan kadına baktı hala uyuyordu
Layne: “Sizin söyleyecekleriniz bizim için çok önemli”
Terence, Layne’ye bakarak “Sana anlatmıştım… ”
Layne, ona cevap vermeden Jhon’a döndü kısık bir sesle “Sen konuş ben tuvalete gidip geleceğim”
Jhon: “Peki” dedi ve Terence’ye “Tekrar soruyorum siz Maya’ların takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Kimse bana inanmıyor ama bizim takvimimiz doğruyu söylüyor. 21.12.2012 tarihinde dünyaya bir taş çarpacak ve dünyanın üzerinde hiçbir canlı kalmayacak”
Jhon: “Peki bunu önleyecek bir şey var mı?”
Terence: “Bundan emin değilim”
Jhon: “Ne demek emin değilim? Bir şey var mı yani?”
Terence: “Bu dünyada bir sürü mucize oldu, onlar olmasaydı şimdi sende bende burada olmazdık, gerçi ben böyle yalnız bir hayat yaşamak yerine ölmeyi tercih ederim”
Jhon: “Çok yalnızsınız anlıyorum ama söylediğiniz şeyin gerçekleşeceğini bilimsel olarak da ispatladık ve çalışmalar yapıyoruz”
Terence: “Bilim mi? Bunu bilimle çözemezsiniz”
Jhon, ayağa kalkar ve yatağın yanına dizlerinin üstüne çökerek “Ne zaman öleceğini bilerek yaşamak çok zor lütfen yardım edin”
Terence: “Ben yıllardır bununla yaşıyorum ne demek olduğunu biliyorum”
Jhon: “Nasıl çözebiliriz? Sizin yapabileceğiniz bir şey var mı?”
Terence: “Ben değil ama “doğru kişi” yapabilir”
Bu sırada Layne içeri girer, Jhon’da yerden kalkıp tekrar sandalyeye oturur ama sandalyeyi daha fazla yatağa yaklaştırır.
Jhon: “Doğru kişi?”
Terence: “Maya soyundan çok az insan kaldı, kalanların çoğu da göç etti ama hiçbiri bu kıtayı terk etmemişti sonra bazılarının Asya ve Avrupa taraflarına gittiğini duydum, bunlardan biriside benim oğlum”
Layne: “Daha önce oğlundan bahsetmemiştin”
Terence: “Zaten bahsetmek istemiyorum, yıllar önce babasıyla beraber gitmişlerdi, babası onun aklını çelmişti, benim kötü bir anne ve deli olduğuma inandırmıştı bir sabah uyandığımda ikisi de yoktu. Yıllar sonra Avrupa ve Asya arasında bir yerde olduklarını duymuştum ama ikisi de ne aradı ne sordu, bazen rüyalarımda ikisini de ölü olarak görüyorum ” dedikten sonra gözleri dolmuştu.
Layne: “Doğru kişinin oğlunuzla alakası var mı?”
Terence’nin sesi daha heyecanlı çıkmaya başlamıştı: “Ben daha oğlum çok küçükken Desario’ya söylemiştim, onun çok özel ve farklı olduğunu… Doğru kişi oğlum, yaşadığını zannetmiyorum çünkü rüyalarımda gördüğüm her şey gerçek olur.”
Jhon: “Gerçekten ölmüşse ne olacak?”
Terence: “Benim için çok uzun zaman önce öldü O, siz çocuğu var mı diye bakacaksınız çünkü doğacak ilk erkek çocuğu da aynı özelliklere sahip olacak, yoksa…” Başını sağa sola sallayarak devam etti “Yoksa dünyanın kaderini yaşamasını izleyeceğiz”
Layne: “Avrupa ve Asya… Milyarlarca insan demek hiçbir şansımız yok”
Jhon, Layne’ye bakıp “Denememiz lazım, gerekirse bütün insanlar seferber olup arayıp bulacağız” dedikten sonra Terence’ye dönüp “Rüyanda gördüğünü söyledin, peki oğlunun bir çocuğu olup olmadığını görmedin mi?”
Terence: “Kimin kim olduğunu bilmiyorum, herkesi siyah bir gölge olarak görüyorum, bunun cevabını vermek şimdilik zor”
Jhon: “Bize yardım etmek için Amerika’ya gelir misin?
Terence: “Olmaz… Ben burada ölmek istiyorum”
Layne: “Hadi Jhon, artık gidelim”
Jhon, Terence’ye dönüp “Seni burada bırakmak istemiyorum”
Terence: “Bana bir şey olmaz, ölüm tarihim belli, hiçbir şey beni öldüremez”
Jhon, ayağa kalktı “Pekala, biz gidelim o zaman, size teşekkür ederiz” deyip yatağın yanından kapıya doğru yürümeye başladı, Layne’de arkasından yürüdü, kapıdan dışarı çıkarlarken
Terence: “Aradığınız çocuk sonla başlangıç arasında doğdu” diye seslendi
Jhon, arkasını dönerken Layne: “Haydi gidelim artık” dedi ve beraber odadan çıkıp aşağı inmek için merdivenlere doğru yürüdüler, merdivenden inerken.
Jhon: “Keşke son dediğini de dinleseydik”
Layne: “Kadın saçmalıyor anlamadın mı? Rüyaları gerçek olsa bizim kaç kişi geleceğimizi doğru görürdü”
Jhon: “Haklı olabilirsin sanırım boşuna zaman harcadık”
Koridorda yürürlerken Layne: “En azından merakını gidermiş oldun” dedi Jhon, adımlarını daha hızlı atmaya başladı ve danışmanın önünden hızlıca geçerken Garcia’ya bakıp “İyi akşamlar dostum” dedi ve dışarı çıkıp sürücü koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı, Layne’de geldikten sonra arabayı sürmeye başladı.
Layne, araba giderken: “Ne yapacağız şimdi?” dedi
Jhon: “Doğru kişiyi arayacağız?”
Jhon ve Layne’yi bakımevine kadar takip eden Masaki’nin adamı dışarıda onların çıkmasını beklerken Masaki’yi arayıp bakımevinin önünde olduğunu söyledi, Masaki, ona Jhon ve Layne bakımevinden çıkınca ne yaptıklarını öğrenmesi için kendisinin de oraya gitmesini istedi, arabanın içinden bakımevini izlerken ilk önce Jhon’u sonrada Layne’nin çıktığını gördü arabaya binerken gördüğünde dışarı çıkıp onların gitmesini bekledi, araba gittiğinde hemen bakımevine girdi ve Garcia’ya soğukkanlı bir tavırla Mai:
“Merhaba iki kişi geldi mi buraya? beni bekleyeceklerini söylemişlerdi?”
Garcia: “Evet beyefendi ama biraz önce çıktılar hatta ehliyetlerini burada unuttular”
Mai: “Aaa! Öylemi isterseniz bana verin ben kendilerine ulaştırayım bu sırada kimi ziyaret ettiler?”
Garcia, ehliyetleri çıkarmak için arkasındaki dolabı karıştırırken “Bayan Terence’yi”
Mai, çok şaşırmış gibi yüksek bir sesle: “Öyle mi? O burada mı? Bende gelmişken görebilir miyim?”
Garcia, gülerek “Amma seveni varmış zavallının, beş dakika gidip gelin bende ehliyetleri bulayım”
Deyip yaşlı kadının odasını tarif eder, Mai, hızlı adımlarla odaya gider ve girer girmez “Bayan Terence” diye seslenir, sesi duyan sol ve sağda yataklarında yatan iki kadında kapıya doğru döner
Mai: “Hanginiz Terence?”
Terence: “Benim, sen kimsin?”
Mai, hemen kadının yanına giderek sordu : “Demin gelen adamlar sana ne sordu?”
Terence: “Sen o adamsın rüyamda gördüğüm adam beni öldürmeye geldin değil mi?”
Mai: “Eğer ne konuştuğunuzu anlatmazsan öldürürüm” bu lafı duyan diğer kadın çığlık atıp yardım istedi ama Mai, ceketinin cebinden ucunda susturucu takılı silahını çıkarıp onu göğsünden vurdu, buna rağmen. Terence hiç telaşlanmıyordu, hiçbir tepki vermedi sadece ona bakıp “Lütfen beni de öldür” dedi
Mai: “Tamam sen benim istediğimi yap bende seninkini… Ne sordular sana?”
Akşamüstü olmasına rağmen rüzgâr esmediği için sıcaklığı daha fazla hissediliyorlardı, arabadan inip yolda yürümeye başladılar
Jhon, eskimiş, harabeye dönmüş evlere bakıp: “Burası olduğuna emin misin?”
Layne: “Çok değişmiş burası eskiden böyle değildi”
Jhon: “Kadının evi nerede?”
Layne, eliyle sağ taraftaki evlerden ikincisini göstererek “Şunun arkasında”
Jhon: “Sanırım eve erken döneceğiz, burada kimsenin yaşayacağını zannetmiyorum”
Layne, gülerek boş bir evi gösterip “Bak şurada bir bar var sana bir tekila ısmarlayayım mı?”
Jhon, gösterdiği yere baktı ve gülümsedi “Sarhoş olmak istemiyorum”
Biraz yürüdükten sonra sol taraflarında televizyonu açık bir ev gördüler
Layne: “Bak! Hala yaşayanlar varmış demek ki”
Jhon: “Umarım bizim aradığımız kadın yaşıyordur”
Aradıkları kadının evinin kapısına yaklaştıklarında Jhon, Layne’ye dönüp burası olduğunda emin misin?” diye sordu “Layne’de on sene önce burasıydı” diye cevap verdi ve kapıya vardılar, önce kapıyı çalmak için zil aradılar fakat zil yoktu Jhon, elini uzatıp kapıya üç kere vurdu, Jhon’la Layne meraklı gözlerlerle birbirlerine baktılar sonra kapının açılma sesiyle beraber kapıya doğru döndüler, karşılarında altı‐yedi yaşlarında bir çocuk vardı.
Jhon: “Evde büyüklerin yok mu? Baban… Annen…”
Çocuk donup kalmış gibi, eliyle hala kapıyı tutup gözlerini kırpmaksızın karşısındakilere bakıyordu, ilk defa karşısında temiz giyimli yabancı insanları görmüştü, ağzından hiçbir kelime çıkmadı
Jhon: “Evlat, evde başkası yok mu?”
Bunu sorduğunda çocuğun arkasında başkası belirdi, gelen uzun sakalları ve bıyıkları olan sütünde paçavra gibi olmuş kot ve gömleğiyle bir erkekti, kısık gözlerle bakıp “Siz kimsiniz?” diye sordu
Jhon: “Burada yaşayan yaşlı bir kadını arıyoruz”
Adam: “Ne yapacaksanız?”
Jhon: “Siz çocuğu musunuz?”
Adam: “Niye sordunuz?” dedi ve hala kapının önünde bekleyen çocuğunun başına vurarak içeri girmesini söyledi.
Jhon, adamın sorularına karşılık soruyla cevap vermesinden hiç hoşlanmadı, Layne’ye döndü ve gözüyle işaret ederek onun konuşmasını istedi.
Layne: “Ben daha önceden gelmiştim buraya, onunla tanışmıştık yolumuz buraya düştü onu da ziyaret etmek istedik.
Adam: “Buyrun, gelin içeri” diyerek kapıyı sonuna kadar açtı.
Layne, Jhon’a bakıp gülümsedi ve içeri girdi, Jhon ise onu takip etti. Adam onları büyük odaya doğru yönlendirdi ve içerideki ikili eski koltuklara oturmalarını istedi, kendiside tam onların karşısına oturdu.
Adam: “Size soğuk bir şeyler ikram etmek isterdim ama buzdolabımız çalışmıyor, zaten çalışsa da evde bir şey kalmadı”
Layne: “Yo… Gerek yok sağ olun bay…”
Adam : “Jericho…”
Layne: “…Bay Jericho… Biz sadece o kadını arıyoruz… Öldü mü?”
Jericho: “Yok ölmedi… Hala yaşıyor, ben onun yaşına kadar yaşayamam sanırım”
Layne: “Burası onun evi değil mi? Yanlış gelmedik herhalde”
Jericho: “Doğru geldiniz, burası onun evi ama bize bıraktı, dört çocuğum ve karımla beraber yaşıyoruz… Daha doğrusu yaşıyorduk”
Jhon: “O nerede?”
Layne: “Siz akrabası mısınız?”
Jericho: “Kendi isteğiyle Torecho’da ki barınma evine gitti, giderken burayı bize bıraktı. Akraba değiliz, bizim evimizi yakmışlardı, bütün paramızı, değerli eşyalarımızı alıp gittiler, bize bir şey kalmadı sağ olsun o bize kapısını açtı ‐Allah onu korusun‐ ama sonra karım ve üç çocuğum annesinin yanına gitti bir tek Mario ile ben kaldım”
Layne: “Üzüldüm… Umarım bir an evvel kavuşursunuz. Ne zamandan beri orada kalıyor ”
Jericho: “Sağ olun… Ne zaman gitmişti… Sanırım bir yıl olmuştur”
Jhon: “Neden barınma evine gitti?”
Jericho: “Artık çok yaşlanmıştı, kimsesi yoktu, biz komşusu olarak ona yardımcı olmaya çalışıyorduk ama bazen yetişemiyorduk, dört çocuk var ben işsizim… Giderken bana yalnız ölmek istemiyorum demişti.”
Jhon: “Anladım.”
Jericho: “Ayrıca yaşlılıktan olsa gerek, garip hikâyeler anlatırdı bana, kıyametin yaklaştığından söz ederdi” sonra kahkaha atarak devam etti “Hepimiz dünyaya çarpan bir taşla ölecekmişiz, bunak kadın”
Jhon, ayağa kalktı ve oturan Layne’ye bakarak: “Artık biz gidelim”
Layne’de ayağa kalkıp: “Doğru, sizi daha fazla rahatsız etmeyelim”
Jericho’da ayağa kalktı ve onlara kapıya kadar eşlik etmek için arkalarında yürümeye başladı, Jhon dış kapının eşiğinde bekleyen çocuğun yanından geçerken saçlarını okşadı, çocukta ona bakarak gülümsedi, kapıdan çıktıklarında Layne, Jericho’ya elini uzatıp “Teşekkür ederiz” dedi Jericho’da buna karşılık vererek “Önemli değil, gördüğünüzde ona tekrar teşekkür ettiğimi söyleyin, tabii beni hatırlayabilirse”. Jhon : “Söyleriz…” dedikten sonra arkasını döndü tam ilerleyecekken Jericho’nun kapatmak üzere olduğu kapıyı tutarak “Bu kadının adı neydi?” diye sordu
Jericho: “Terence… Terence Kloyd… Ama biz ona ölümsüz nene deriz”
Jhon: “Tekrar teşekkür ederim, iyi akşamlar”
Layne: “İyi akşamlar”
Oradan ayrılıp, arabalarına geri dönerken, ikisinin de içinde acıma duygusu oluşmuştu ama hiç konuşmadan arabalarına bindiler, bu sefer sürücü koltuğuna Layne binmişti oraları nispeten daha iyi biliyordu. Jhon, emniyet kemerini taktıktan sonra kapattığı cep telefonunu çıkarıp açar, araba hareket ederken kendisine gelen sesli mesajları dinledi, sekreterine önemli bir telefon olmadığı sürece kendisini aramamasını tembih etmişti ama o nerdeyse iki saatte bir Griffin’in aradığını söylemişti, dinlediği en son mesajda bizzat Griffin’den gelmişti, onu aramasını istiyordu. Rehberinden Griffin’in numarasını bulup aradı
Jhon: “İyi akşamlar bay Griffin, rahatsız etmiyorum umarım mesajınızı aldığım için arıyorum”
Griffin: “Neredesin?”
Jhon: “Bir arkadaşımla Meksika’dayız araştırma yapıyoruz”
Griffin, sesini yükselterek : “Ben toplantıda size dahil edeceğiniz her kişiyi bana haber vereceksiniz demedim mi?
Jhon: “Dediniz… Ama bende size yapacağım şeyi söyledim”
Griffin: “Bilimsel çalışma yapmalısın, sen bir bilim adamısın unutma!”
Jhon: “Bazen bilim sadece cevap verir çözüm bulamaz, bunu sizde biliyorsunuz”
Griffin, biraz sakinleşerek: “Ne yapıyorsunuz şimdi?”
Jhon: “Maya’lardan kalan yaşlı bir kadını arıyoruz onla konuşacağız, belki o çözüm yolu için bize yardımcı olabilir”
Griffin, gülerek “Koskoca NASA sadece yaşlı bir kadının diyeceklerini dinlemek için zaman mı harcıyor?”
Jhon: “Diğerleri ne yapıyor bay Griffin?”
Grffin, afalladı çünkü hiç kimse kendisine daha somut bir proje haberi vermemişti “Bunu soramazsın bana”
Jhon, gülümseyerek “Peki efendim”
Griffin: “Florida’ya dön ve çalışmalarına orada devam et, yarın seni ofisinden arayacağım”
Jhon: “Döneceğim… Ama son bir şey daha yapmam gerekiyor”
Griffin: “Yarın görüşürüz”
Jhon: “İyi akşamlar” Deyip telefonunu kapadı ve Layne’ye baktı “Bu adamda bir problem var… Ne kadar yolumuz kaldı?”
Layne: “Emin değilim”
İki saat süren yolculuk sonunda “EL Morando” isimli bakımevine varırlar, içeri girip danışmada bekleyen adamın karşısına geçerler
Jhon: “Merhaba” adamın yakasında ki yazıyı okuyup “… Garcia”
Garcia: “Ziyaret için geldiyseniz çok geç kaldınız”
Jhon: “Biz Amerika’dan geldik ve hemen dönmemiz lazım, bize bir iyilik yapsan..?”
Garcia: “Kusura bakmayın ama kurallar böyle”
Layne: “Bazen kurallar bozulur, bu akşam o zamanlardan biri”
Garcia: “Bu kadar önemli olan nedir? Kimi göreceksiniz?”
Jhon: “Terence Kloyd..”
Garcia, şaşırır “Akrabası mısınız?”
Jhon: “Hayır, sadece eskiden tanıdığımız biri”
Garcia: “Buraya geldiğinden beri kimse o kadını ziyarete gelmedi ama yinede sizi alamam”
Jhon, Layne’yi göstererek “Arkadaşın annesiyle Terence çok iyi arkadaşlarmış, annesi ölürken Terence’yi görmesini vasiyet etmiş bu yüzden geldik”
Layne, eliyle gözlerini kapatarak Jhon’un yalanını desteklemeye çalıştı “Bunu anlatmayacaktın hani Jhon?”
Jhon: “Zorunda kaldım baksana Garcia, Terence ninemizi görmemize izin vermiyor”
Garci, gözlerini hızlıca kırparak “Tamam tamam zaten kadının morale ihtiyacı var, gireceksiniz ama sadece bir saat kalacaksınız”
Layne: “Annem adına sana teşekkür ediyorum” deyip iki eliyle Garcia’nın elini sıktı
Garcia, parmağıyla koridorun sonundaki merdivenleri gösterip “oradan çıkın, sonra soldaki merdivenlerden yukarı çıkıp en sonda soldaki odaya girin”
Jhon: “Teşekkürler” deyip arkasını döndüğünde
Garcia: “Beyler, kimliklerinizi bırakın ve şu ziyaretçi kartlarını alın” dedi.
Jhon ve Layne cüzdanlarının içinden ehliyetlerini çıkarıp verdiler, ziyaretçi kartlarını da alıp koşar adımlarla Garcia’nın tarif ettiği odaya gittiler.
Kapıyı açtıklarında sağda ve solda iki yatak gördüler ikisinin de başucunda dolap vardı ama sadece bir tanesinde çiçek vardı, Jhon’un içinde bir ürperme oluştu hala hayal kırıklığına uğrama ihtimali vardı. Terence’nin çoktan bunamış ve kitapta anlattıklarını hatırlamıyor olma ihtimali vardı ya da isterse hiç konuşmazdı ve Jhon bunu kabullenmekten başka hiçbir şey yapamazdı.
Layne, parmağıyla sırtı kapıya dönük olarak yatan kadını gösterdi “İşte O” Jhon, kapının yanındaki sandalyeyi aldı Layne’de onun arkasından yürüdü, Jhon, sandalyeyi Terence’nin yüzünün dönük olduğu yere koyup oturdu tam yanında ise ayakta Layne, duruyordu. Kadının gözleri kapalıydı, her ne kadar uykudan uyandırmak istemese de zamanları kısıtlı olduğu için Jhon, sadece onun duyabileceği kısık bir sesle “Bayan Terence” dedi ve bunu der demez Terence gözlerini açtı ilk önce Jhon’a sonra yanında duran Layne’ye baktı ve ilk söylediği şey “Sen…” oldu. Terence, Layne’ye bakıp “Seni daha önce görmüştüm” dedi. Layne ve Jhon bu duruma çok şaşırmıştı çünkü bu kadar yaşlı bir kadının hafızasının bu kadar iyi olması pekte normal bir şey değildi. Jhon, içten içe sevindi çünkü içindeki şüphelerden biri yok olmuştu
Layne, yaşlı kadına elini uzatarak “Evet bayan Terence, yaklaşık bir on sene önce görüşmüştük”
Jhon: “Ben Jhon Mhyer, sizin konuşmak için Amerika’dan geldik”
Terence, yatağında doğrularak: “Birilerinin geleceğini görmüştüm, demek onlar sizlersiniz”
Layne, bunu duyduktan sonra gülümsedi Jhon ise ciddiyetini bozmadan: “Nasıl gördünüz?” diye sordu
Terence: “Rüyamda gördüm ama üç kişi görmüştüm, buraya geliyordunuz aranızdan biri beni öldürmek istiyordu”
Jhon, gülümseyerek “Bizim amacımız seni öldürmek değil sadece bilgi almak”
Terence: “Öldürmenizi isterdim artık yaşamak zor geliyor”
Layne: “Yapmayın bayan Terence uzun yaşamanız sizin için bir lütuf değil mi?”
Terence derin bir nefes alarak “Bu benim lanetim”
Jhon, fazla beklemeden konuyu açmak istedi “Maya takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Bunu sormak için mi geldiniz?” deyip güldü
Jhon, kadının kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı “Biz NASA’dan geldik durum daha ciddi ve belki yardımcı olabilirsiniz diye düşündüm” ardından diğer tarafta yatan kadına baktı hala uyuyordu
Layne: “Sizin söyleyecekleriniz bizim için çok önemli”
Terence, Layne’ye bakarak “Sana anlatmıştım… ”
Layne, ona cevap vermeden Jhon’a döndü kısık bir sesle “Sen konuş ben tuvalete gidip geleceğim”
Jhon: “Peki” dedi ve Terence’ye “Tekrar soruyorum siz Maya’ların takvimi hakkında ne biliyorsunuz?”
Terence: “Kimse bana inanmıyor ama bizim takvimimiz doğruyu söylüyor. 21.12.2012 tarihinde dünyaya bir taş çarpacak ve dünyanın üzerinde hiçbir canlı kalmayacak”
Jhon: “Peki bunu önleyecek bir şey var mı?”
Terence: “Bundan emin değilim”
Jhon: “Ne demek emin değilim? Bir şey var mı yani?”
Terence: “Bu dünyada bir sürü mucize oldu, onlar olmasaydı şimdi sende bende burada olmazdık, gerçi ben böyle yalnız bir hayat yaşamak yerine ölmeyi tercih ederim”
Jhon: “Çok yalnızsınız anlıyorum ama söylediğiniz şeyin gerçekleşeceğini bilimsel olarak da ispatladık ve çalışmalar yapıyoruz”
Terence: “Bilim mi? Bunu bilimle çözemezsiniz”
Jhon, ayağa kalkar ve yatağın yanına dizlerinin üstüne çökerek “Ne zaman öleceğini bilerek yaşamak çok zor lütfen yardım edin”
Terence: “Ben yıllardır bununla yaşıyorum ne demek olduğunu biliyorum”
Jhon: “Nasıl çözebiliriz? Sizin yapabileceğiniz bir şey var mı?”
Terence: “Ben değil ama “doğru kişi” yapabilir”
Bu sırada Layne içeri girer, Jhon’da yerden kalkıp tekrar sandalyeye oturur ama sandalyeyi daha fazla yatağa yaklaştırır.
Jhon: “Doğru kişi?”
Terence: “Maya soyundan çok az insan kaldı, kalanların çoğu da göç etti ama hiçbiri bu kıtayı terk etmemişti sonra bazılarının Asya ve Avrupa taraflarına gittiğini duydum, bunlardan biriside benim oğlum”
Layne: “Daha önce oğlundan bahsetmemiştin”
Terence: “Zaten bahsetmek istemiyorum, yıllar önce babasıyla beraber gitmişlerdi, babası onun aklını çelmişti, benim kötü bir anne ve deli olduğuma inandırmıştı bir sabah uyandığımda ikisi de yoktu. Yıllar sonra Avrupa ve Asya arasında bir yerde olduklarını duymuştum ama ikisi de ne aradı ne sordu, bazen rüyalarımda ikisini de ölü olarak görüyorum ” dedikten sonra gözleri dolmuştu.
Layne: “Doğru kişinin oğlunuzla alakası var mı?”
Terence’nin sesi daha heyecanlı çıkmaya başlamıştı: “Ben daha oğlum çok küçükken Desario’ya söylemiştim, onun çok özel ve farklı olduğunu… Doğru kişi oğlum, yaşadığını zannetmiyorum çünkü rüyalarımda gördüğüm her şey gerçek olur.”
Jhon: “Gerçekten ölmüşse ne olacak?”
Terence: “Benim için çok uzun zaman önce öldü O, siz çocuğu var mı diye bakacaksınız çünkü doğacak ilk erkek çocuğu da aynı özelliklere sahip olacak, yoksa…” Başını sağa sola sallayarak devam etti “Yoksa dünyanın kaderini yaşamasını izleyeceğiz”
Layne: “Avrupa ve Asya… Milyarlarca insan demek hiçbir şansımız yok”
Jhon, Layne’ye bakıp “Denememiz lazım, gerekirse bütün insanlar seferber olup arayıp bulacağız” dedikten sonra Terence’ye dönüp “Rüyanda gördüğünü söyledin, peki oğlunun bir çocuğu olup olmadığını görmedin mi?”
Terence: “Kimin kim olduğunu bilmiyorum, herkesi siyah bir gölge olarak görüyorum, bunun cevabını vermek şimdilik zor”
Jhon: “Bize yardım etmek için Amerika’ya gelir misin?
Terence: “Olmaz… Ben burada ölmek istiyorum”
Layne: “Hadi Jhon, artık gidelim”
Jhon, Terence’ye dönüp “Seni burada bırakmak istemiyorum”
Terence: “Bana bir şey olmaz, ölüm tarihim belli, hiçbir şey beni öldüremez”
Jhon, ayağa kalktı “Pekala, biz gidelim o zaman, size teşekkür ederiz” deyip yatağın yanından kapıya doğru yürümeye başladı, Layne’de arkasından yürüdü, kapıdan dışarı çıkarlarken
Terence: “Aradığınız çocuk sonla başlangıç arasında doğdu” diye seslendi
Jhon, arkasını dönerken Layne: “Haydi gidelim artık” dedi ve beraber odadan çıkıp aşağı inmek için merdivenlere doğru yürüdüler, merdivenden inerken.
Jhon: “Keşke son dediğini de dinleseydik”
Layne: “Kadın saçmalıyor anlamadın mı? Rüyaları gerçek olsa bizim kaç kişi geleceğimizi doğru görürdü”
Jhon: “Haklı olabilirsin sanırım boşuna zaman harcadık”
Koridorda yürürlerken Layne: “En azından merakını gidermiş oldun” dedi Jhon, adımlarını daha hızlı atmaya başladı ve danışmanın önünden hızlıca geçerken Garcia’ya bakıp “İyi akşamlar dostum” dedi ve dışarı çıkıp sürücü koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı, Layne’de geldikten sonra arabayı sürmeye başladı.
Layne, araba giderken: “Ne yapacağız şimdi?” dedi
Jhon: “Doğru kişiyi arayacağız?”
Jhon ve Layne’yi bakımevine kadar takip eden Masaki’nin adamı dışarıda onların çıkmasını beklerken Masaki’yi arayıp bakımevinin önünde olduğunu söyledi, Masaki, ona Jhon ve Layne bakımevinden çıkınca ne yaptıklarını öğrenmesi için kendisinin de oraya gitmesini istedi, arabanın içinden bakımevini izlerken ilk önce Jhon’u sonrada Layne’nin çıktığını gördü arabaya binerken gördüğünde dışarı çıkıp onların gitmesini bekledi, araba gittiğinde hemen bakımevine girdi ve Garcia’ya soğukkanlı bir tavırla Mai:
“Merhaba iki kişi geldi mi buraya? beni bekleyeceklerini söylemişlerdi?”
Garcia: “Evet beyefendi ama biraz önce çıktılar hatta ehliyetlerini burada unuttular”
Mai: “Aaa! Öylemi isterseniz bana verin ben kendilerine ulaştırayım bu sırada kimi ziyaret ettiler?”
Garcia, ehliyetleri çıkarmak için arkasındaki dolabı karıştırırken “Bayan Terence’yi”
Mai, çok şaşırmış gibi yüksek bir sesle: “Öyle mi? O burada mı? Bende gelmişken görebilir miyim?”
Garcia, gülerek “Amma seveni varmış zavallının, beş dakika gidip gelin bende ehliyetleri bulayım”
Deyip yaşlı kadının odasını tarif eder, Mai, hızlı adımlarla odaya gider ve girer girmez “Bayan Terence” diye seslenir, sesi duyan sol ve sağda yataklarında yatan iki kadında kapıya doğru döner
Mai: “Hanginiz Terence?”
Terence: “Benim, sen kimsin?”
Mai, hemen kadının yanına giderek sordu : “Demin gelen adamlar sana ne sordu?”
Terence: “Sen o adamsın rüyamda gördüğüm adam beni öldürmeye geldin değil mi?”
Mai: “Eğer ne konuştuğunuzu anlatmazsan öldürürüm” bu lafı duyan diğer kadın çığlık atıp yardım istedi ama Mai, ceketinin cebinden ucunda susturucu takılı silahını çıkarıp onu göğsünden vurdu, buna rağmen. Terence hiç telaşlanmıyordu, hiçbir tepki vermedi sadece ona bakıp “Lütfen beni de öldür” dedi
Mai: “Tamam sen benim istediğimi yap bende seninkini… Ne sordular sana?”
TORECHO – HAVAALANI YOLU – ARABANIN İÇİ
Layne: “Doğru kişiyi aramakta kararlı mısın?”
Jhon: “Bu sadece benim meselem değil tüm dünya insanlarının meselesi, elbette ki elimizden geleni yapacağız, artık bu hayatımın anlamı”
Layne: “Bu göktaşı, yani Marduk tam olarak nereye düşecek?”
Jhon: “Rapora göre Karadeniz’e düşecek Türkiye kıyılarına yakın bir yer… Ama Tüm dünyayı yok edecek kadar büyük ölçülerde depremler olacak ve Atom bombasından kat ve kat büyük patlamalar olacak”
Layne: “Çok kötü… Mary’i aramadım kaç saattir, hayret! O da aramadı”
Jhon, gülümseyerek “Felaketlerden bahsedince hemen aklına Mary geldi” dedikten sonra elini Layne’ye uzatarak “Ehliyetimi ver de unutmayayım”
Layne, gözlerini şaşkınlıkla açarak “Aaa onları almayı unuttum, Neyse gidince yeni çıkarırız”
Jhon: “Olmaz! benim o işlemlerle uğraşacak zamanım yok, hemen dönüp teslim alalım adamın ziyaretçi kartları da bizde”
Layne: “Haklısın, dönelim”
Jhon, etrafta fazla araba olmamasını fırsat bilerek hemen arabayı döndürdü, hızla bakımevine doğru giderlerken Layne, telefonunu çıkardı ve Mary’i aradı “Aşkım burada işimiz bitti, şimdi geri dönüyoruz, sende işini bitir” dedi ve telefonu kapattı Jhon, bir an gözünü yoldan ayırıp Layne’ye baktı, çok kısa konuşması dikkatini çekmişti.
Jhon: “Ne oldu Layne? Fazla konuşmadın”
Layne: “Sesi kızgın geliyordu, böyle durumlarda fazla konuşmayız, sende karını arasan iyi olur”
Jhon, cevap vermedi ve yola bakıp arabayı sürmeye devam etti. Bakımevine geldiklerinde arabayı park etti,
Jhon: “Ben gidip alayım”
Layne: “Bende geleceğim”
Jhon: “Peki” deyip emniyet kemerini çıkardı
İkisi de bakımevine girdi ve Garcia’nın yanına karşısına geçtiler
Jhon: “Yine biz, ehliyetlerimizi unutmuşuz, onları alacağız”
Garcia: “Arkadaşınızda burada ona verecektim ehliyetleri”
Jhon, şaşırdı ve ilk önce Layne’ye baktı sonra Garcia’ya dönerek: “Arkadaşımız?”
Garcia: “Evet arkadaşınız… Sizle burada buluşacağını söyledi, çekik gözlü bir adam şu an bayan Terence’ın yanında.
Jhon: “Üçüncü kişi… Öldürmeye gelecek üçüncü kişi, Layne koş koş” deyip Terence’nin odasına doğru koşmaya başladı, Layne’de arkasından koştu
Garcia, arkalarından bağırdı “Hey! İçerde koşmak yasak” sonra kendi kendine “Ne kadar özlemişler birbirlerini” dedi
Jhon, odaya girdiğinde bir adamın elindeki silahı bayan Terence’ye yöneltmiş olduğunu gördü ama sonra o silah kendisine çevrildi, sağ tarafa baktığında ise diğer yaşlı kadının kanlar içinde yatağında olduğunu gördü, yerde de hasta bakıcı olduğunu sandığı biri vardı.
Mai: “Ellerini kaldır yavaşça içeri gir”
Jhon: “Sen kimsin?”
Ellerini kaldırıp içeri giren Jhon’u gören Layne hemen aşağı inip Garcia’ya Polislere haber vermesini söyler.
Mai: “Bu kadının ne özelliği var? Ne söyledi size?”
Jhon, çok sakin bir sesle: “Kendisine sor”
Terence: “Sadece ziyarete geldiler”
Mai: “Buna inanacak kadar aptal mıyım?”
Jhon: “Bilmiyorum, seni tanımıyorum ki… Belki de aptalsındır”
Mai: “Beni kızdırmayın, şu an dalga geçecek durumda değilsin, gerçeği söyle yoksa bu kadını vururum”
Terence, Mai’ye bakarak “Bende onu istiyorum”
Dışarıdan gelen polis arabalarının siren seslerini duyan Mai, panik halinde yapacağı ayakta bir sağa bir sola giderek düşünür, Jhon kollarını indirip Terence’nin yanına doğru ilerlerken ona “Hey! Olduğun yerde kal” der Jhon, ellerini kaldırıp “Tamam sakin ol” der. Mai, Silahını Jhon’a doğru tutup geri geri pencereye doğru yürür bu sırada siren sesleri çok yaklaşmıştır, pencereye geldiğinde aşağı bakar, yaklaşık on‐on beş metre yükseklik olduğunu görür ardından “Son kez soruyorum, cevap verin yoksa öldürürüm” der biraz bekledikten sonra ne Terence ne de Jhon’dan ses çıkmayınca kadının göğsüne ateş edip pencereden aşağı atlar, Jhon, hemen kadının yanına koşup durumuna baktı.
Jhon, hala gözleri açık olan kadının yanına gidip “Bayan Terence…” deyip cevap vermesini istedi
O sırada içeri giren Layne, kadının vurulduğunu gördü Jhon, arkasına dönerek “Çabuk doktor çağır, kadın vuruldu” Layne, arkasını dönüp çıkacakken
Terence, çatallaşmış sesiyle: “Gerek yok, zaten ölemeyeceğim biraz bekleyin” dedi
Layne, olduğu yerde kalıp onlara doğru döndü, Terence, yakasını açıp vurulduğu yeri göstererek “Birazdan yok olacak” dedi. Layne, şaşkınlıkla kadının yatağına doğru yürürken Jhon, hiçbir şey söyleyemedi. Kadının göğsünün üstündeki kanayan mermi izi yavaş yavaş yok olmuştu ve tekrar eski haline gelmişti.
Jhon ve Layne, gördüklerine inanamadılar bunu bilimle açıklamak imkânsızdı mucizenin kendisiyle karşı karşıya olduklarını anladılar,
Terence: “Bu benim lanetim demiştim”
Bakımevine gelen polislere ifadelerini verdikten sonra serbest bırakılan Jhon ve Layne, Terence’ı muayene etmek için götürdükleri hastaneye gittiler, Layne, “ben seni aşağıda bekleyeceğim sen git” dedi Jhon “Tamam” deyip odaya gitmek için yürüdü, koridorda, karşıdan gelen iki doktorun konuşmalarını duydu
“Kadının elbisesinde kurşunun deliği var, kan var ama vücudunda hiçbir iz yok, sanki kurşun ona değmemiş”
İkisinin arasından geçerken gülümsedi, Terence’nin yanına gitmekteki en büyük amacı onu da kendileriyle beraber Amerika’ya götürmekti, artık kendisine yardımcı olabilecek en önemli insanın bu yaşlı kadın olduğuna emindi, milyarlarca insanın arasından doğru kişiyi bulmak sadece onun öngörüleriyle olabilirdi, odanın kapısını yavaşça açtı onu yanında bir hemşireyle gördü
Terence, hemşireye bakarak : “Bunlara gerek yok ben iyiyim”
Hemşire: “Doktor böyle uygun gördü, birkaç test yaptıktan sonra sonuçlarına göre sizi taburcu edebiliriz”
Terence, bağırarak : “Ne testi? Ben test falan istemiyorum”
Hemşire: “Biraz sakin olun, kan almam lazım”
Bu konuşmalar olurken içeri Jhon, girdi ve hemşirenin yanına gidip kulağına bir şey söyledi, hemşire aletlerini alıp dışarı çıktı sonra Jhon, Terence’in yanındaki koltuğa oturdu
Jhon: “Çok üzgünüm bayan Terence, bu olayların olmasına ben neden oldum”
Terence: “Önemli değil, son yıllarda söylediklerime değer veren bir tek sen oldun”
Jhon: “Sizi buradan götürmek istiyorum, bizimle Amerika’ya gelin”
Terence, gülerek “Senin için çok yaşlı değil miyim?”
Jhon’da güldü ve “Size ihtiyacımız var bunu biliyorsunuz, size inanıyorum”
Terence: “Bana test yapmaktan bahsediyorlar, kobay fare yerine koyacaklar beni eğer kanımı alırlarsa beni rahat bırakmazlar, yalnız ölmeye razıyım ama kobay fare olarak ölmek istemem”
Jhon, sevinçli bir sesle hızlı konuşarak: “O zaman geliyor musunuz demek bu?”
Terence: “Tek bir şartım var”
Jhon: “Ne isterseniz…”
Terence: “21.12.2012’de burada yani kendi kasabamda ölmek istiyorum”
Jhon: “Sizi buraya ben getireceğim, umarım dünyayı kurtarırız da sizde yaşamaya devam edersiniz”
Terence: “Şimdi beni kaldır buradan”
Jhon, hemen ayağa kalkıp kadının kolundan tuttu ve dışarı çıktılar ve hastanenin arkadaki acil servis kapısına giden merdivenlerden aşağı indiler, yaşlı kadını kapıdan dışarı çıkardığında cep telefonuyla Layne’yi aradı ve arabayı arkaya getirmesini istedi, beş dakika sonra gelen arabanın arka kapısından bindiler
Terence: “Bakımevindeki dolabımda benim için manevi önemi olan eşyalarım var, onları alalım”
Layne: “Polisler orada olabilir hala bu çok tehlikeli”
Jhon: “Biz suçlu değiliz ki”
Layne: “Oralarda dolaşmaya devam edersen suçlu olacağız, polislerin dediğini duymadın mı?”
Terence: “Siz beni oraya götürün ben alır çıkarım”
Jhon: “Çıkabileceğine emin misin?”
Terence: “Garcia, iyi çocuktur bir şey demez bana”
Jhon, başını onaylar şekilde sallayarak “Peki” der
Layne, arabayı bakımevine sürer, oraya gelmeden iki sokak arkaya arabayı park ederler, Layne arabada kalıp bekler Jhon ise yaşlı kadını kapının yakınlarına kadar götürür, Terence’nin arkasından kapıya giden kadar baktıktan sonra hemen yanındaki binanın içine girip çıkmasını bekler.
İçeri giren Terence’ı gören Garcia, çok şaşırır çünkü en son onu hastaneye götürülürken göğsünde bir kurşun iziyle görmüştü
Garcia: “Gelin bayan Terence” deyip kolundan tuttu “Nasıl bıraktılar sizi? Siz vurulmadınız mı?”
Terence, sakin bir ses tonuyla : “Hayır ben vurulmadım… Buraya da kalmak için gelmedim, eşyalarımı alıp çıkacağım”
Garcia: “Nereye gideceksiniz?”
Terence: “Evime gideceğim, artık burada kalamam, nasıl izin veriyorsun buraya silahlı girilmesine? Dava açayım mı buraya?Yaşlı olabilirim ama deli değilim”
Garcia, başını önüne eğerek: “Haklısınız”
Terence: “Ben yukarı çıkıp eşyalarımı alırken sende evraklarımı ver bana”
Garcia: “Tamam, efendim” deyip Terence’nin kimliğinin, pasaportunun ve parasının olduğu bir çantayı dolaptan çıkardı ve çıkış evraklarını hazırladı. On dakika sonra aşağı inen Terence, sadece üstünü değiştirmiş ve elinde hiçbir şey olmadan aşağı inmişti. Garcia’nın hazırladığı evrakları imzalayıp dışarı çıktı ve Jhon’u görmek için etrafına baktı. Binanın kapısının önünde bekleyen Jhon, Terence’ye el sallayarak orada beklediğini göstermek istedi, Terence, az gören gözleriyle karanlıkta onu seçmekte zorlandı ama yinede biraz önce geldiği yönde doğru yürüdü ve Jhon, Layne’ye telefon edip oldukları yeri söyledi ve Layne, arabayla gelip onları aldı.
Jhon: “Hiç vakit kaybetmeyelim, havaalanına gidelim”
Layne: “Tamam ama arabayı bırakmalıyız”
Jhon: “Boşver, havaalanın parkına bırakalım, burada daha fazla kalmayalım”
Layne: “Peki” deyip Amerika’ya gidecek ilk uçağa bilet alırlar ve Amerika’ya giderler.
Jhon: “Bu sadece benim meselem değil tüm dünya insanlarının meselesi, elbette ki elimizden geleni yapacağız, artık bu hayatımın anlamı”
Layne: “Bu göktaşı, yani Marduk tam olarak nereye düşecek?”
Jhon: “Rapora göre Karadeniz’e düşecek Türkiye kıyılarına yakın bir yer… Ama Tüm dünyayı yok edecek kadar büyük ölçülerde depremler olacak ve Atom bombasından kat ve kat büyük patlamalar olacak”
Layne: “Çok kötü… Mary’i aramadım kaç saattir, hayret! O da aramadı”
Jhon, gülümseyerek “Felaketlerden bahsedince hemen aklına Mary geldi” dedikten sonra elini Layne’ye uzatarak “Ehliyetimi ver de unutmayayım”
Layne, gözlerini şaşkınlıkla açarak “Aaa onları almayı unuttum, Neyse gidince yeni çıkarırız”
Jhon: “Olmaz! benim o işlemlerle uğraşacak zamanım yok, hemen dönüp teslim alalım adamın ziyaretçi kartları da bizde”
Layne: “Haklısın, dönelim”
Jhon, etrafta fazla araba olmamasını fırsat bilerek hemen arabayı döndürdü, hızla bakımevine doğru giderlerken Layne, telefonunu çıkardı ve Mary’i aradı “Aşkım burada işimiz bitti, şimdi geri dönüyoruz, sende işini bitir” dedi ve telefonu kapattı Jhon, bir an gözünü yoldan ayırıp Layne’ye baktı, çok kısa konuşması dikkatini çekmişti.
Jhon: “Ne oldu Layne? Fazla konuşmadın”
Layne: “Sesi kızgın geliyordu, böyle durumlarda fazla konuşmayız, sende karını arasan iyi olur”
Jhon, cevap vermedi ve yola bakıp arabayı sürmeye devam etti. Bakımevine geldiklerinde arabayı park etti,
Jhon: “Ben gidip alayım”
Layne: “Bende geleceğim”
Jhon: “Peki” deyip emniyet kemerini çıkardı
İkisi de bakımevine girdi ve Garcia’nın yanına karşısına geçtiler
Jhon: “Yine biz, ehliyetlerimizi unutmuşuz, onları alacağız”
Garcia: “Arkadaşınızda burada ona verecektim ehliyetleri”
Jhon, şaşırdı ve ilk önce Layne’ye baktı sonra Garcia’ya dönerek: “Arkadaşımız?”
Garcia: “Evet arkadaşınız… Sizle burada buluşacağını söyledi, çekik gözlü bir adam şu an bayan Terence’ın yanında.
Jhon: “Üçüncü kişi… Öldürmeye gelecek üçüncü kişi, Layne koş koş” deyip Terence’nin odasına doğru koşmaya başladı, Layne’de arkasından koştu
Garcia, arkalarından bağırdı “Hey! İçerde koşmak yasak” sonra kendi kendine “Ne kadar özlemişler birbirlerini” dedi
Jhon, odaya girdiğinde bir adamın elindeki silahı bayan Terence’ye yöneltmiş olduğunu gördü ama sonra o silah kendisine çevrildi, sağ tarafa baktığında ise diğer yaşlı kadının kanlar içinde yatağında olduğunu gördü, yerde de hasta bakıcı olduğunu sandığı biri vardı.
Mai: “Ellerini kaldır yavaşça içeri gir”
Jhon: “Sen kimsin?”
Ellerini kaldırıp içeri giren Jhon’u gören Layne hemen aşağı inip Garcia’ya Polislere haber vermesini söyler.
Mai: “Bu kadının ne özelliği var? Ne söyledi size?”
Jhon, çok sakin bir sesle: “Kendisine sor”
Terence: “Sadece ziyarete geldiler”
Mai: “Buna inanacak kadar aptal mıyım?”
Jhon: “Bilmiyorum, seni tanımıyorum ki… Belki de aptalsındır”
Mai: “Beni kızdırmayın, şu an dalga geçecek durumda değilsin, gerçeği söyle yoksa bu kadını vururum”
Terence, Mai’ye bakarak “Bende onu istiyorum”
Dışarıdan gelen polis arabalarının siren seslerini duyan Mai, panik halinde yapacağı ayakta bir sağa bir sola giderek düşünür, Jhon kollarını indirip Terence’nin yanına doğru ilerlerken ona “Hey! Olduğun yerde kal” der Jhon, ellerini kaldırıp “Tamam sakin ol” der. Mai, Silahını Jhon’a doğru tutup geri geri pencereye doğru yürür bu sırada siren sesleri çok yaklaşmıştır, pencereye geldiğinde aşağı bakar, yaklaşık on‐on beş metre yükseklik olduğunu görür ardından “Son kez soruyorum, cevap verin yoksa öldürürüm” der biraz bekledikten sonra ne Terence ne de Jhon’dan ses çıkmayınca kadının göğsüne ateş edip pencereden aşağı atlar, Jhon, hemen kadının yanına koşup durumuna baktı.
Jhon, hala gözleri açık olan kadının yanına gidip “Bayan Terence…” deyip cevap vermesini istedi
O sırada içeri giren Layne, kadının vurulduğunu gördü Jhon, arkasına dönerek “Çabuk doktor çağır, kadın vuruldu” Layne, arkasını dönüp çıkacakken
Terence, çatallaşmış sesiyle: “Gerek yok, zaten ölemeyeceğim biraz bekleyin” dedi
Layne, olduğu yerde kalıp onlara doğru döndü, Terence, yakasını açıp vurulduğu yeri göstererek “Birazdan yok olacak” dedi. Layne, şaşkınlıkla kadının yatağına doğru yürürken Jhon, hiçbir şey söyleyemedi. Kadının göğsünün üstündeki kanayan mermi izi yavaş yavaş yok olmuştu ve tekrar eski haline gelmişti.
Jhon ve Layne, gördüklerine inanamadılar bunu bilimle açıklamak imkânsızdı mucizenin kendisiyle karşı karşıya olduklarını anladılar,
Terence: “Bu benim lanetim demiştim”
Bakımevine gelen polislere ifadelerini verdikten sonra serbest bırakılan Jhon ve Layne, Terence’ı muayene etmek için götürdükleri hastaneye gittiler, Layne, “ben seni aşağıda bekleyeceğim sen git” dedi Jhon “Tamam” deyip odaya gitmek için yürüdü, koridorda, karşıdan gelen iki doktorun konuşmalarını duydu
“Kadının elbisesinde kurşunun deliği var, kan var ama vücudunda hiçbir iz yok, sanki kurşun ona değmemiş”
İkisinin arasından geçerken gülümsedi, Terence’nin yanına gitmekteki en büyük amacı onu da kendileriyle beraber Amerika’ya götürmekti, artık kendisine yardımcı olabilecek en önemli insanın bu yaşlı kadın olduğuna emindi, milyarlarca insanın arasından doğru kişiyi bulmak sadece onun öngörüleriyle olabilirdi, odanın kapısını yavaşça açtı onu yanında bir hemşireyle gördü
Terence, hemşireye bakarak : “Bunlara gerek yok ben iyiyim”
Hemşire: “Doktor böyle uygun gördü, birkaç test yaptıktan sonra sonuçlarına göre sizi taburcu edebiliriz”
Terence, bağırarak : “Ne testi? Ben test falan istemiyorum”
Hemşire: “Biraz sakin olun, kan almam lazım”
Bu konuşmalar olurken içeri Jhon, girdi ve hemşirenin yanına gidip kulağına bir şey söyledi, hemşire aletlerini alıp dışarı çıktı sonra Jhon, Terence’in yanındaki koltuğa oturdu
Jhon: “Çok üzgünüm bayan Terence, bu olayların olmasına ben neden oldum”
Terence: “Önemli değil, son yıllarda söylediklerime değer veren bir tek sen oldun”
Jhon: “Sizi buradan götürmek istiyorum, bizimle Amerika’ya gelin”
Terence, gülerek “Senin için çok yaşlı değil miyim?”
Jhon’da güldü ve “Size ihtiyacımız var bunu biliyorsunuz, size inanıyorum”
Terence: “Bana test yapmaktan bahsediyorlar, kobay fare yerine koyacaklar beni eğer kanımı alırlarsa beni rahat bırakmazlar, yalnız ölmeye razıyım ama kobay fare olarak ölmek istemem”
Jhon, sevinçli bir sesle hızlı konuşarak: “O zaman geliyor musunuz demek bu?”
Terence: “Tek bir şartım var”
Jhon: “Ne isterseniz…”
Terence: “21.12.2012’de burada yani kendi kasabamda ölmek istiyorum”
Jhon: “Sizi buraya ben getireceğim, umarım dünyayı kurtarırız da sizde yaşamaya devam edersiniz”
Terence: “Şimdi beni kaldır buradan”
Jhon, hemen ayağa kalkıp kadının kolundan tuttu ve dışarı çıktılar ve hastanenin arkadaki acil servis kapısına giden merdivenlerden aşağı indiler, yaşlı kadını kapıdan dışarı çıkardığında cep telefonuyla Layne’yi aradı ve arabayı arkaya getirmesini istedi, beş dakika sonra gelen arabanın arka kapısından bindiler
Terence: “Bakımevindeki dolabımda benim için manevi önemi olan eşyalarım var, onları alalım”
Layne: “Polisler orada olabilir hala bu çok tehlikeli”
Jhon: “Biz suçlu değiliz ki”
Layne: “Oralarda dolaşmaya devam edersen suçlu olacağız, polislerin dediğini duymadın mı?”
Terence: “Siz beni oraya götürün ben alır çıkarım”
Jhon: “Çıkabileceğine emin misin?”
Terence: “Garcia, iyi çocuktur bir şey demez bana”
Jhon, başını onaylar şekilde sallayarak “Peki” der
Layne, arabayı bakımevine sürer, oraya gelmeden iki sokak arkaya arabayı park ederler, Layne arabada kalıp bekler Jhon ise yaşlı kadını kapının yakınlarına kadar götürür, Terence’nin arkasından kapıya giden kadar baktıktan sonra hemen yanındaki binanın içine girip çıkmasını bekler.
İçeri giren Terence’ı gören Garcia, çok şaşırır çünkü en son onu hastaneye götürülürken göğsünde bir kurşun iziyle görmüştü
Garcia: “Gelin bayan Terence” deyip kolundan tuttu “Nasıl bıraktılar sizi? Siz vurulmadınız mı?”
Terence, sakin bir ses tonuyla : “Hayır ben vurulmadım… Buraya da kalmak için gelmedim, eşyalarımı alıp çıkacağım”
Garcia: “Nereye gideceksiniz?”
Terence: “Evime gideceğim, artık burada kalamam, nasıl izin veriyorsun buraya silahlı girilmesine? Dava açayım mı buraya?Yaşlı olabilirim ama deli değilim”
Garcia, başını önüne eğerek: “Haklısınız”
Terence: “Ben yukarı çıkıp eşyalarımı alırken sende evraklarımı ver bana”
Garcia: “Tamam, efendim” deyip Terence’nin kimliğinin, pasaportunun ve parasının olduğu bir çantayı dolaptan çıkardı ve çıkış evraklarını hazırladı. On dakika sonra aşağı inen Terence, sadece üstünü değiştirmiş ve elinde hiçbir şey olmadan aşağı inmişti. Garcia’nın hazırladığı evrakları imzalayıp dışarı çıktı ve Jhon’u görmek için etrafına baktı. Binanın kapısının önünde bekleyen Jhon, Terence’ye el sallayarak orada beklediğini göstermek istedi, Terence, az gören gözleriyle karanlıkta onu seçmekte zorlandı ama yinede biraz önce geldiği yönde doğru yürüdü ve Jhon, Layne’ye telefon edip oldukları yeri söyledi ve Layne, arabayla gelip onları aldı.
Jhon: “Hiç vakit kaybetmeyelim, havaalanına gidelim”
Layne: “Tamam ama arabayı bırakmalıyız”
Jhon: “Boşver, havaalanın parkına bırakalım, burada daha fazla kalmayalım”
Layne: “Peki” deyip Amerika’ya gidecek ilk uçağa bilet alırlar ve Amerika’ya giderler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)