23 Eylül 2009 Çarşamba

TORECHO – HAVAALANI YOLU – ARABANIN İÇİ

Layne: “Doğru kişiyi aramakta kararlı mısın?”
Jhon: “Bu sadece benim meselem değil tüm dünya insanlarının meselesi, elbette ki elimizden geleni yapacağız, artık bu hayatımın anlamı”
Layne: “Bu göktaşı, yani Marduk tam olarak nereye düşecek?”
Jhon: “Rapora göre Karadeniz’e düşecek Türkiye kıyılarına yakın bir yer… Ama Tüm dünyayı yok edecek kadar büyük ölçülerde depremler olacak ve Atom bombasından kat ve kat büyük patlamalar olacak”
Layne: “Çok kötü… Mary’i aramadım kaç saattir, hayret! O da aramadı”
Jhon, gülümseyerek “Felaketlerden bahsedince hemen aklına Mary geldi” dedikten sonra elini Layne’ye uzatarak “Ehliyetimi ver de unutmayayım”
Layne, gözlerini şaşkınlıkla açarak “Aaa onları almayı unuttum, Neyse gidince yeni çıkarırız”
Jhon: “Olmaz! benim o işlemlerle uğraşacak zamanım yok, hemen dönüp teslim alalım adamın ziyaretçi kartları da bizde”
Layne: “Haklısın, dönelim”
Jhon, etrafta fazla araba olmamasını fırsat bilerek hemen arabayı döndürdü, hızla bakımevine doğru giderlerken Layne, telefonunu çıkardı ve Mary’i aradı “Aşkım burada işimiz bitti, şimdi geri dönüyoruz, sende işini bitir” dedi ve telefonu kapattı Jhon, bir an gözünü yoldan ayırıp Layne’ye baktı, çok kısa konuşması dikkatini çekmişti.
Jhon: “Ne oldu Layne? Fazla konuşmadın”
Layne: “Sesi kızgın geliyordu, böyle durumlarda fazla konuşmayız, sende karını arasan iyi olur”
Jhon, cevap vermedi ve yola bakıp arabayı sürmeye devam etti. Bakımevine geldiklerinde arabayı park etti,
Jhon: “Ben gidip alayım”
Layne: “Bende geleceğim”
Jhon: “Peki” deyip emniyet kemerini çıkardı
İkisi de bakımevine girdi ve Garcia’nın yanına karşısına geçtiler
Jhon: “Yine biz, ehliyetlerimizi unutmuşuz, onları alacağız”
Garcia: “Arkadaşınızda burada ona verecektim ehliyetleri”
Jhon, şaşırdı ve ilk önce Layne’ye baktı sonra Garcia’ya dönerek: “Arkadaşımız?”
Garcia: “Evet arkadaşınız… Sizle burada buluşacağını söyledi, çekik gözlü bir adam şu an bayan Terence’ın yanında.
Jhon: “Üçüncü kişi… Öldürmeye gelecek üçüncü kişi, Layne koş koş” deyip Terence’nin odasına doğru koşmaya başladı, Layne’de arkasından koştu
Garcia, arkalarından bağırdı “Hey! İçerde koşmak yasak” sonra kendi kendine “Ne kadar özlemişler birbirlerini” dedi
Jhon, odaya girdiğinde bir adamın elindeki silahı bayan Terence’ye yöneltmiş olduğunu gördü ama sonra o silah kendisine çevrildi, sağ tarafa baktığında ise diğer yaşlı kadının kanlar içinde yatağında olduğunu gördü, yerde de hasta bakıcı olduğunu sandığı biri vardı.
Mai: “Ellerini kaldır yavaşça içeri gir”
Jhon: “Sen kimsin?”
Ellerini kaldırıp içeri giren Jhon’u gören Layne hemen aşağı inip Garcia’ya Polislere haber vermesini söyler.
Mai: “Bu kadının ne özelliği var? Ne söyledi size?”
Jhon, çok sakin bir sesle: “Kendisine sor”
Terence: “Sadece ziyarete geldiler”
Mai: “Buna inanacak kadar aptal mıyım?”
Jhon: “Bilmiyorum, seni tanımıyorum ki… Belki de aptalsındır”
Mai: “Beni kızdırmayın, şu an dalga geçecek durumda değilsin, gerçeği söyle yoksa bu kadını vururum”
Terence, Mai’ye bakarak “Bende onu istiyorum”
Dışarıdan gelen polis arabalarının siren seslerini duyan Mai, panik halinde yapacağı ayakta bir sağa bir sola giderek düşünür, Jhon kollarını indirip Terence’nin yanına doğru ilerlerken ona “Hey! Olduğun yerde kal” der Jhon, ellerini kaldırıp “Tamam sakin ol” der. Mai, Silahını Jhon’a doğru tutup geri geri pencereye doğru yürür bu sırada siren sesleri çok yaklaşmıştır, pencereye geldiğinde aşağı bakar, yaklaşık on‐on beş metre yükseklik olduğunu görür ardından “Son kez soruyorum, cevap verin yoksa öldürürüm” der biraz bekledikten sonra ne Terence ne de Jhon’dan ses çıkmayınca kadının göğsüne ateş edip pencereden aşağı atlar, Jhon, hemen kadının yanına koşup durumuna baktı.
Jhon, hala gözleri açık olan kadının yanına gidip “Bayan Terence…” deyip cevap vermesini istedi
O sırada içeri giren Layne, kadının vurulduğunu gördü Jhon, arkasına dönerek “Çabuk doktor çağır, kadın vuruldu” Layne, arkasını dönüp çıkacakken
Terence, çatallaşmış sesiyle: “Gerek yok, zaten ölemeyeceğim biraz bekleyin” dedi
Layne, olduğu yerde kalıp onlara doğru döndü, Terence, yakasını açıp vurulduğu yeri göstererek “Birazdan yok olacak” dedi. Layne, şaşkınlıkla kadının yatağına doğru yürürken Jhon, hiçbir şey söyleyemedi. Kadının göğsünün üstündeki kanayan mermi izi yavaş yavaş yok olmuştu ve tekrar eski haline gelmişti.
Jhon ve Layne, gördüklerine inanamadılar bunu bilimle açıklamak imkânsızdı mucizenin kendisiyle karşı karşıya olduklarını anladılar,
Terence: “Bu benim lanetim demiştim”
Bakımevine gelen polislere ifadelerini verdikten sonra serbest bırakılan Jhon ve Layne, Terence’ı muayene etmek için götürdükleri hastaneye gittiler, Layne, “ben seni aşağıda bekleyeceğim sen git” dedi Jhon “Tamam” deyip odaya gitmek için yürüdü, koridorda, karşıdan gelen iki doktorun konuşmalarını duydu
“Kadının elbisesinde kurşunun deliği var, kan var ama vücudunda hiçbir iz yok, sanki kurşun ona değmemiş”
İkisinin arasından geçerken gülümsedi, Terence’nin yanına gitmekteki en büyük amacı onu da kendileriyle beraber Amerika’ya götürmekti, artık kendisine yardımcı olabilecek en önemli insanın bu yaşlı kadın olduğuna emindi, milyarlarca insanın arasından doğru kişiyi bulmak sadece onun öngörüleriyle olabilirdi, odanın kapısını yavaşça açtı onu yanında bir hemşireyle gördü
Terence, hemşireye bakarak : “Bunlara gerek yok ben iyiyim”
Hemşire: “Doktor böyle uygun gördü, birkaç test yaptıktan sonra sonuçlarına göre sizi taburcu edebiliriz”
Terence, bağırarak : “Ne testi? Ben test falan istemiyorum”
Hemşire: “Biraz sakin olun, kan almam lazım”
Bu konuşmalar olurken içeri Jhon, girdi ve hemşirenin yanına gidip kulağına bir şey söyledi, hemşire aletlerini alıp dışarı çıktı sonra Jhon, Terence’in yanındaki koltuğa oturdu
Jhon: “Çok üzgünüm bayan Terence, bu olayların olmasına ben neden oldum”
Terence: “Önemli değil, son yıllarda söylediklerime değer veren bir tek sen oldun”
Jhon: “Sizi buradan götürmek istiyorum, bizimle Amerika’ya gelin”
Terence, gülerek “Senin için çok yaşlı değil miyim?”
Jhon’da güldü ve “Size ihtiyacımız var bunu biliyorsunuz, size inanıyorum”
Terence: “Bana test yapmaktan bahsediyorlar, kobay fare yerine koyacaklar beni eğer kanımı alırlarsa beni rahat bırakmazlar, yalnız ölmeye razıyım ama kobay fare olarak ölmek istemem”
Jhon, sevinçli bir sesle hızlı konuşarak: “O zaman geliyor musunuz demek bu?”
Terence: “Tek bir şartım var”
Jhon: “Ne isterseniz…”
Terence: “21.12.2012’de burada yani kendi kasabamda ölmek istiyorum”
Jhon: “Sizi buraya ben getireceğim, umarım dünyayı kurtarırız da sizde yaşamaya devam edersiniz”
Terence: “Şimdi beni kaldır buradan”
Jhon, hemen ayağa kalkıp kadının kolundan tuttu ve dışarı çıktılar ve hastanenin arkadaki acil servis kapısına giden merdivenlerden aşağı indiler, yaşlı kadını kapıdan dışarı çıkardığında cep telefonuyla Layne’yi aradı ve arabayı arkaya getirmesini istedi, beş dakika sonra gelen arabanın arka kapısından bindiler
Terence: “Bakımevindeki dolabımda benim için manevi önemi olan eşyalarım var, onları alalım”
Layne: “Polisler orada olabilir hala bu çok tehlikeli”
Jhon: “Biz suçlu değiliz ki”
Layne: “Oralarda dolaşmaya devam edersen suçlu olacağız, polislerin dediğini duymadın mı?”
Terence: “Siz beni oraya götürün ben alır çıkarım”
Jhon: “Çıkabileceğine emin misin?”
Terence: “Garcia, iyi çocuktur bir şey demez bana”
Jhon, başını onaylar şekilde sallayarak “Peki” der
Layne, arabayı bakımevine sürer, oraya gelmeden iki sokak arkaya arabayı park ederler, Layne arabada kalıp bekler Jhon ise yaşlı kadını kapının yakınlarına kadar götürür, Terence’nin arkasından kapıya giden kadar baktıktan sonra hemen yanındaki binanın içine girip çıkmasını bekler.
İçeri giren Terence’ı gören Garcia, çok şaşırır çünkü en son onu hastaneye götürülürken göğsünde bir kurşun iziyle görmüştü
Garcia: “Gelin bayan Terence” deyip kolundan tuttu “Nasıl bıraktılar sizi? Siz vurulmadınız mı?”
Terence, sakin bir ses tonuyla : “Hayır ben vurulmadım… Buraya da kalmak için gelmedim, eşyalarımı alıp çıkacağım”
Garcia: “Nereye gideceksiniz?”
Terence: “Evime gideceğim, artık burada kalamam, nasıl izin veriyorsun buraya silahlı girilmesine? Dava açayım mı buraya?Yaşlı olabilirim ama deli değilim”
Garcia, başını önüne eğerek: “Haklısınız”
Terence: “Ben yukarı çıkıp eşyalarımı alırken sende evraklarımı ver bana”
Garcia: “Tamam, efendim” deyip Terence’nin kimliğinin, pasaportunun ve parasının olduğu bir çantayı dolaptan çıkardı ve çıkış evraklarını hazırladı. On dakika sonra aşağı inen Terence, sadece üstünü değiştirmiş ve elinde hiçbir şey olmadan aşağı inmişti. Garcia’nın hazırladığı evrakları imzalayıp dışarı çıktı ve Jhon’u görmek için etrafına baktı. Binanın kapısının önünde bekleyen Jhon, Terence’ye el sallayarak orada beklediğini göstermek istedi, Terence, az gören gözleriyle karanlıkta onu seçmekte zorlandı ama yinede biraz önce geldiği yönde doğru yürüdü ve Jhon, Layne’ye telefon edip oldukları yeri söyledi ve Layne, arabayla gelip onları aldı.
Jhon: “Hiç vakit kaybetmeyelim, havaalanına gidelim”
Layne: “Tamam ama arabayı bırakmalıyız”
Jhon: “Boşver, havaalanın parkına bırakalım, burada daha fazla kalmayalım”
Layne: “Peki” deyip Amerika’ya gidecek ilk uçağa bilet alırlar ve Amerika’ya giderler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder